3 Mayıs 2010 Pazartesi

Emre Uslu: ‘Derin Devlet MHP’yi kuşatıyor’Neşe Düzel



PAZARTESİ KONUŞMALARI 26.04.2010
Neşe Düzel
Emre Uslu: ‘Derin Devlet MHP’yi kuşatıyor’




“Bahçeli, ülkücüleri sokaktan çekmeye çok çalıştı. Ta ki Kayseri’deki yumruğa dek… Daha önce de MHP yönetimine Yeşil’le ilişkili bir albay ve Haberal’ın oğlu girdi.”

“Hizbullah’ın derneği ilginç bir zamanlama ile kapatıldı. Bunlar, Türk-Kürt çatışması hızlansın diye yapılıyor. Hizbullah, bölgede çok güçlü. Daha yeni 200 bin kişi topladı.”

“Ahmet Türk’e yumruğun stratejik aklı var. Derin plan şu: 2011’deki seçime dek Türk-Kürt nefretini arttırıp, nedenini açılıma bağlamak ve AKP’nin oyunu düşürmek.”

* * *
NEDEN EMRE USLU
Son zamanlarda Türkiye gene art arda tuhaf saldırılarla karşılaşıyor. Samsun’da Ahmet Türk’e, Kayseri’de Enerji Bakanı’na saldırıldı. İki olayda da polisin yeterli önlemi almadığı görüldü. Ahmet Türk’e yapılan yumruklu saldırıyı protesto etmek için Hakkâri’de yapılan bir gösteride ise polisler on dört yaşındaki bir çocuğun elmacık kemiğini kırdı. Daha önce de polisler Güneydoğulu belediye başkanlarını tek sıra halinde kelepçeleyip resimlerini çekerek basına dağıtmıştı. Poliste neler oluyor? Polisin içinde halkı kışkırtmaya çalışan birileri mi var? Polis gruplaştı mı? Ergenekon polisin içinde de bulunuyor mu? Yumruklu eylemler devam edecek mi? Bütün bunları, kendisi de bir dönem polislik yapmış olan ve polisi hem teoride hem de pratikte çok yakından tanıyan Emre Uslu’ya sorduk. Polis Akademisi’nden mezun olduktan sonra uzun süre Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı’nda çalışan Emre Uslu, polislikten başkomiser olarak istifa etti ve üniversitede akademisyenliğe başladı. Siyaset bilimci Emre Uslu güvenlik alanı ve Kürt kimliği konuları üzerine araştırmalar yapıyor. Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Yardımcı Doçent Emre Uslu, tezini Yeşil üzerine yapmıştı.
* * *
NEŞE DÜZEL: Poliste tuhaf işler oluyor. Önce Samsun’la başlayalım. Polisler orada göz göre göre Ahmet Türk’e saldırılmasına seyirci kaldılar. Neden Türk’e saldırılmasını önleyecek tedbirleri almadılar?
EMRE USLU: Kayseri’de Enerji Bakanı’na yapılan yumruklu saldırıdan sonra artık şu kesinlikle ortaya çıktı. Ahmet Türk’e yapılan saldırı bireysel bir eylem değil. Bu, sistemli bir eylem. Bu eylemin bir “stratejik-derin aklı” var.

Bu yumruklu saldırıların arkasında yatan derin akıl nedir?
Bu derin aklın ana hedefi, Türk-Kürt karşıtlığı yaratarak 2011 seçimlerinde AK Parti’nin oylarını düşürmek ve anayasa referandumu sürecini Türk-Kürt karşıtlığına kilitlemek. Bu yüzden benzer eylemler devam edecek.

Neden Türk yumruğu yedikten sonra, Türk’ün etrafındakileri hırpalayıp, arabasının camını kırdı polis?
Bu olayı bilmiyorum ama poliste bir hınç duygusu var.

Polislerin bir kısmında bir Kürt düşmanlığı mı var?
Kürt düşmanlığı demeyelim... Poliste, büyük oranda DTP-PKK düşmanlığı var. DTP çizgisindeki siyasetçileri PKK’yla ilişkilendiriyorlar ve onları düşman olarak görüyorlar. Yani polis, bu konuda askerden çok farklı düşünmüyor. Özellikle, Samsun’daki gibi kritik davalarda, bu hınç duygusu kendisini gösterebiliyor.

Bu, kişisel bir kızgınlık mı yoksa daha “örgütlü” bir öfke mi?
Örgütlü öfkeden kastınız, bir merkezde kararların alınıp uygulanmasıysa, hayır, böyle bir öfke değil bu. Kültürel bir kızgınlık bu... Poliste bir anti-PKK kültürü var.

Ahmet Türk için PKK’lı diyemeyiz. Düşüncelerini onaylamadıkları Kürt siyasetçilere PKK’lı mı diyor polisler?
Polisin gözüyle söylüyorum. Polisin yüzde 80-90’ı Ahmet Türk, Sırrı Sakık diye ayırmaz. DTP’de kim varsa, “o, PKK’lı” diye düşünür.

Siz de polistiniz. Siz de mi böyle düşünüyorsunuz?
Hayır. Ben hem Terör Dairesi’nde çalışmış, hem de siyaset bilimi okumuş biri olarak, şiddete başvuran PKK yöntemi ile Kürt milliyetçiliği arasındaki farkı görüyorum. Ama poliste bir alt kültür var. Polis, bunların hepsini PKK’yla özdeş görüyor. Hatta öyle ki... Polisin, askerin ve MİT’in içinde Kürtlere sempatiyle bakanlar bile, Kürtlerin durumunun iyileştirilmesini, eşit haklar açısından değil de, “örgüte koz vermeyelim” diye istiyorlar. Erzurum’dan yeni döndüm. Erzurum’da üç tane miting alanı var. İkisi şehrin merkezinde daha nezih yerlerde. Üçüncüsü ise şehrin kenar mahallelerinden birinde. Hayvan pisliklerinin atıldığı Mal Meydanı denen bir yer bu.

Evet...
AK Parti’ye, CHP’ye, MHP’ye miting yeri olarak şehrin merkezindeki alanlar verilirken, DTP’ye, Nevruz kutlamaları için bile hayvan pisliklerinin atıldığı Mal Meydanı veriliyor. Emniyet’te bazı duyarlı orta kademe amirler, buranın temizlenmesi için Belediye’ye defalarca başvurdularsa da, belediye burayı temizlememiş. Oysa DTP’li yöneticilerin, her mitingde kitleye ilk söyledikleri şey, “Bakın, devletin size hak gördüğü yer burası” oluyormuş. Birkaç emniyet amiri, DTP’lilere bu propagandayı yaptırmamak için bu alanı kendileri temizletmişler. Polisin mantığı da bu. Neyse... İnsanlar bu sene Nevruz’da ilk kez temiz bir alanda toplanmışlar.

Devlet görevlileri genellikle böyle düşmanca mı davranıyor?
Bir olay daha anlatayım. Erzurum’da DTP’lilerin ağırlıklı olduğu birkaç ilçe var. Bu ilçelerin birinde Nevruz kutlaması yapılacak. İlçeye dört kilometre uzaktaki bir alanda toplanılmasına izin veriliyor. İnsanlar çamurların içinden dört kilometre yürüyüp, Nevruz kutluyorlar. Üstelik civardaki 70 köyün sadece beş, altısının yolu ulaşıma açılıyor. İlçenin kaymakamı, askerî amire aynen şunu söylüyor: “DTP’liler Nevruz’a gelmesinler diye diğer köylerin yollarını açtırmadım.” Kaymakamın yolunu açtığı köyler de zaten DTP’li olmayanlar. Peki, bu kaymakam bir yerden emir mi alıyor? Hayır. Her olayın illa organize olmasına gerek yok. Nefret dolu bu bakış açısı, kurumların içinde bir kültür, bir gelenek olmuş.

Polisin yaptıkları, dediğiniz gibi sadece öfkeyle açıklanabilir mi? Açılımın en hassas günlerinde Güneydoğu’da aralarında çok sayıda belediye başkanının da bulunduğu insanları kelepçeleyip tek sıra dizdiler ve bu halde resimlerini çektirdiler. Amacı neydi bunun?
Tabii ki bu olayların bazıları örgütlü. Mesela bu olayda öfkeyle açıklanamayacak olan bölüm, çekilen bu resimlerin medyaya servis edilmesidir. Bu, organize bir durumdur. Bu, polisin içindeki Ergenekoncu yapının, ya da açılıma karşı direnen grupların bir provokasyonudur. Polislerdeki hınç duygusu, bu organize durumu kolaylaştırıyor tabii.

İnsanları kelepçeleme ve tek sıra halinde dizme emrini kim vermiş olabilir?
Operasyonun başındaki grup amirinden tutun emniyet müdürüne kadar, hiyerarşi içindeki herkes bu emri vermiş olabilir.

Polisler, Kürtleri kışkırtmaya mı çalışıyor?
Bazı kesimler, alt kültürdeki bu hınç duygusunu kullanarak, Kürtlere karşı birtakım kışkırtma eylemleri hazırlıyor olabilirler ama polisin yüzde 90’ı, ülkeyi karıştıran derin noktalarla, olaylarla bağlantılı değil. Polisin derin operasyonlarla bağlantısı özellikle Susurluk olayından sonra çok azaldı. Polis dediğimiz, ikiyüzbin kişilik bir teşkilat.

Bu sayı neyi açıklıyor?
Özellikle Susurluk öncesinde, derin devlete yakın bazı kişiler, Güneydoğu’da birtakım olayların içinde yer aldılar. Bu insanların derin devletten birdenbire kopmaları mümkün olmadığı gibi, polis teşkilatının da bunlardan tamamen temizlenmesi mümkün değil. Bunların hepsini pasif göreve vermeniz de mümkün değil. Çünkü onların tamamını tanımanız bile mümkün değil. Mesela geçen aralıkta Ankara’da BDP binasına molotofkokteyli atıldı. Daha sonra aynı gece Keçiören’de BDP ilçe binası da molotoflandı. Bombacılar geçenlerde yakalandı. İki yere bombayı atanlar aynı adamlar çıktı. Bunlar, ifadelerinde emri resmî bir kişiden aldıklarını söylediler.

Polisten mi almışlar?
Başka bir güvenlik kurumundan almışlar. Medya araştırsın... Size, OYAK Özel Güvenlik Şirketi’yle ilgili olayın da arka planını anlatayım. Failler, cinayeti işlemeden önce Danıştay’da keşif yapmışlar ve bu keşif sırasında güvenlik kameraları çalışmış. Ama sonra bu görüntüler silinmiş. Cinayet sırasında, bilgisayarların harddiski sökülmüş olduğundan ötürü de cinayetin görüntüleri alınmamış. Bu olayın arka planında, özel güvenlik şirketleriyle ilgili çıkarılan kanun var.

Nasıl bir kanun bu?
Bu kanunla ilgili verilen en önemli tartışma, görüntüleri kaydeden güvenlik kameralarının harddiskleri, o devlet kurumunda görevli polisin mi yoksa o devlet kurumunun güvenliğini sağlayan özel güvenlik şirketinin mi kontrolünde olsun konusunda oldu. Bu kanun iyi niyetli olmayan bir şekilde, harddiskleri özel güvenlik şirketine bıraktı. Eğer siz çete olarak, Danıştay gibi bir yerde operasyon yapmak isterseniz, önce Danıştay’ın güvenliğini sağlayan özel güvenlik şirketine güvenlik elemanlarınızı yerleştirirsiniz. Böylece kamera görüntülerini kontrolünüz altına alırsınız. Tıpkı Danıştay cinayetinde olduğu gibi! Bu yasa buna izin verdi işte! Özel güvenliğe sızmış bir yapı, görüntüleri alıp sildi.

Kim çıkardı bu yasayı böyle?
2005 yılında bu kanunun bu şekilde çıkarılmasında, Emniyet’in içinde birkaç kişi çok kritik rol oynadı. Bu emniyetçilerden biri şu anda çeteden yargılanıyor. Bu emniyet müdürü, bakana çok yakındı. OYAK Güvenlik Şirketi, Özel Kuvvetler’den emekli olmuş insanların ön plana çıktığı bir şirket... Özel Kuvvetler de, Bülent Arınç’a suikast iddialarında gündeme gelmişti. Zaten sadece OYAK’ın değil, Veli Küçük dahil daha pek çok kişi ve kurumun özel güvenlik şirketi var. Bu şirketlerde çalışanların sayısı 300 biri buldu. Emekli askerlerden ve polislerden oluşan bu rakam, polis sayısından fazla.

Hükümet açılım yapmaya çalışırken bazı polisler açılımı kapamaya çalışıyor gibi gözüküyor. Hükümet, polislere hâkim olamıyor mu?
Hükümet kendi belediye başkanlarına hâkim olabiliyor mu? Erzurum’da iki Kürt mahallesi var. Şehrin belediye başkanı AK Partili. Kürt mahallelerinde insanlarla konuştum. “Bizim buralara belediye yatırımı gelmez” diyorlar. Gerekçesi şu... Erzurum çok milliyetçi bir yer. Belediye Başkanı Kürt mahallelerine yatırım yaptığında, Türk milliyetçileri oy vermiyorlar ve belediye başkanının oyu düşüyor. Kayseri’deki yumruğa gelince... Düpedüz bir derin devlet operasyonu bu. Kayseri’deki olay, Türk’e saldırının da organize bir iş olduğunu gösteriyor. Medyada çıkan habere göre, Kayseri’de bakana yumruk atan kişi, faşist bir eski solcu örgüt ile Ülkü Ocakları’nın ortaklaşa düzenledikleri bir etkinliğe katılmış.

Niye önemli sizce bu kadar bu?
Çünkü çok kritik bir bilgi bu. Ülkü Ocakları kesinlikle reddediyor ama benim resmî kaynaklardan aldığım bilgiye göre, ortaklaşa böyle bir etkinlik yapılmış. Eğer saldırgan bu etkinliğe katılmışsa, yumruk, tamamen organize bir iş demektir ve emri çok derinlerden verilmiştir. Zira bu, anti Kürtçü dalgayı yaymak için çok çığırtkan eylemler ve çağrılar yapan faşist bir oluşumdur. Hatırlayın... 2004’te eski Ülkü Ocakları Başkanı’yla Doğu Perinçek’in oğlu, Veli Küçük’ün ofisinde biraraya gelmişlerdi.

Eylemlerde sağ-sol işbirliği yapacaklardı.
Bu haber medyada “Kızılelma koalisyonu” diye çıkmıştı. O olaydan sonra Devlet Bahçeli, ülkücü gençleri sokaktan çekmek için çok büyük gayret sarf etti. Ta ki Kayseri’deki yumruklu saldırı oluncaya dek...

Bahçeli Ülkücü gençlere hâkim olamıyor mu artık?
2009’un sonuna doğru MHP’nin Merkez Karar Yürütme Kurulu’nda değişiklikler oldu. Ergenekon sanığı Mehmet Haberal’ın oğlu ile Yeşil’le ilişkisi olan bir emekli albay MKYK’ya girdiler.

Bu ne anlama geliyor?
Derin devlet, MHP’yi kuşatmaya çalışıyor demektir bu. Bu albayla ilgili bir dergide çıkan övücü yazıda, “Albayımız, Türkleri örgütlemek için zaman zaman Almanya’ya gelir. Bazen akademisyen kimliğiyle, bazen Ermeni konusunda uzman kimliğiyle gelir ve Türkleri örgütler” diyordu. Albay, o dönemde MGK’da çalışıyordu. Zaten özgeçmişinde de benzer görevler nedeniyle 27 ülkeye gittiğini yazmış kendisi. Bu isimlerin MHP’nin MKYK’na girmiş olmaları, “MHP derin devletin kontrolüne mi giriyor, Bahçeli’nin sertleşmesinin arkasında bu eksen kayması mı var” sorularını sorduruyor.

Poliste Ergenekon var mı?
Var.

Polisin içinde ne tür gruplaşmalar var?
Polisin içinde milliyetçisi, Alevisi, solcusu, Fethullahçısı, Milli Görüşçü’sü, ülkücüsü.. her gruptan insan var. Özellikle Susurluk döneminde, poliste keskin bir milliyetçi yapı vardı. Onların sayısı bayağı azaldı.

Poliste Fetullahçılarla İslamcılar diye çekişen iki grup var mı peki?
Polisin içinde ideolojik çekişmeden çok “makam çekişmesi” var.

Peki, bu ideolojik gruplardan hangisi poliste daha güçlü?
Güç olarak önce Milli Görüşçüler, sonra Fethullahçılar geliyor. Ama sayıya vurulacak olursa ülkücülerin sayısı daha çok. Ülkücüler bu dönem hükümete yakın olmadıkları için eskisi kadar etkin değiller ama... Şu da var... Ergenekon operasyonunu yapanlar arasında, akademide birlikte okuduğum ülkücü polisler var. Bunlar da, Ergenekon’un ülkücülüğe zarar verdiğini düşünüyorlar. Ayrıca şunu da söylemeliyim. İki gün önce Hizbullah’ın derneği Mustazafder’i mahkeme kararıyla kapattılar.

Hizbullah, Güneydoğu’da ciddi tabanı olan bir örgüt. Kapatma kararıyla ne amaçlanıyor? Kürtler kışkırtılmak mı isteniyor?
Kürtlerin kışkırtılmak isteniyor olmasından korkuyorum. Çünkü 2011 seçimlerine giden süreci, devletin bir kesimi kritik bir süreç olarak görüyor. AK Parti’nin bir daha iktidara gelmemek üzere, oylarının eritilmesini istiyor. 2011’deki seçimlere dek, Kürt sorunu Batı kamuoyunda daha çok görünür kılınmak isteniyor. İnsanların, televizyonlarını her açtıklarında Kürt sorunuyla karşılaşmaları ve bundan dolayı insanlarda Kürtlere nefret ve öfkenin artması planlanıyor. AK Parti’nin açılımı sonucunda Kürt sorununun tırmandığı duygusu verilmek isteniyor. Özellikle MHP, siyasi geleceğini bu süreçte görüyor ve açılımla ilgili Türklerin homurtularının artmasını bekliyor. Bunun için de çok sert muhalefet yapıyor. İşte bütün bu yumruk olayları, Hizbullah’ın derneğinin kapatılması hep Türk-Kürt çatışmasını hızlandırmak için hamleler.

Çatışmanın artması kimin yararına olacak?
Çatışmanın artması, derin devletin ve PKK’nın yararınadır. Türkiye tekrar şiddete dönmenin eşiğinde bugün. BDP’li siyasetçiler, “Asker dağdaki PKK’lılara operasyon yapıyor. Onlar da kendilerini savunuyor. Devlet operasyonları durdursun, dağdan iniş için ortam oluşsun” diyorlardı. Peki, Samsun Ladik’te öldürülen polis, operasyona mı gidiyordu? Kızıltepe’de şehit olan polisler operasyona mı gidiyorlardı? Hayır. Ama şu var. AK Parti’yi iktidardan düşürmek için ekonomik kriz çıkarmayı denediler, olmadı. Şimdi aynı amaç için, Kürt-Türk çatışması yaratılmak isteniyor. Yumruklardan korkuyorum ben. Özellikle Kayseri’deki yumruğun arkasındaki organize hareketi görünce ve Hizbullah’ın derneği kapatılınca, korkularım daha da arttı.

Hizbullah, geçmişte korkunç cinayetler işlemiş bir örgüt. İnsanlara, domuz bağıyla işkence yapmış, ya da onları sokakta enselerinden tek kurşunla infaz etmiş bir örgüt... Sizce Hizbullah tekrar silaha başvurur mu?
Hizbullah’ın içinde şu tartışma da yapılıyordu. “Şûra kanadı” denen, hapisteki kanat, “Bu devlete güvenilmez. Silahlı mücadeleyi bırakmayalım” diyorlardı. Değişimciler ise, “silahlı mücadele çözüm değil. Silahı terk edelim” diyorlardı. Kapatma kararı, silahlı mücadele taraftarlarının elini güçlendirdi şimdi. Eğer Kürt-Türk çatışması üzerinden bir operasyon planlanıyorsa, Mustazafder’in kapatılması kritik bir noktadır. Çünkü bugün Hizbullah, Güneydoğu’da çok daha güçlüdür ve tabana yayılmıştır. Mustazafder, çok ilginç bir zamanlamayla kapatıldı. Daha 18 martta dernek, Peygamber’e saygı etkinliklerinde Diyarbakır’da yüzbinlerce insanı meydanlarda topladı.

PKK tasfiye edilmeye çalışılırken, Kürtlerin başka bir silahlı örgütü mü ortaya çıkartılacak?
Bence Kürt kimliği, Hamas benzeri İslamcı bir Kürt kimliğine doğru evriliyor. Mesela Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in bir PKK’lının cenazesinde yaptığı konuşmayı düşünün. Sanki bu konuşmayı İran’da yapıyordu. Onlar da dinî kimliğe vurgu yapıyorlar artık. Çünkü dinî kimliğin, Kürt tabanda Kürt milliyetçiliğinden daha çok karşılığı var.
Neden Samsun’daki, Hakkâri’deki, Kayseri’deki, Diyarbakır’daki kışkırtmalar önlenemiyor?
Bir kısmı yeteneksizlikle ve kültürle ilgili. Bir kısmı da organize ve kasıtlı olabilir. Kayseri Emniyet Müdürü’nün görevden alınması gerekirdi.

Hükümet, bir bütün mü? Yoksa polisin bazı kışkırtmalarını destekleyenler, iktidar partisinin içinde de bulunuyor mu?
Başbakan ve çevresi, anayasa değişikliğinin daha önce yapılmasını istiyordu ama... Ben, hükümetin içinde güçlü bir kanadın, değişikliği bugüne dek ertelediğini biliyorum. Yargıtay’da AK Parti’yi kapatma davası öyle bir aşamaya geldi ki, Anayasa değişikliği yapmaya AK Parti mecbur kaldı. Önceki kapatma davasında AB sürecini hızlandırmıştı, şimdi de anayasa değişikliği sürecini hızlandırıyor. İyi bir sonuç bu. Korku adama anayasa yaptırıyor.

Tekrar polise dönersek... Ergenekon’u ortaya çıkartmakta çok başarılı olan polis teşkilatı kendi içindeki Ergenekon’u ortaya çıkaramıyor mu?
Ergenekon’dan tutuklanan polis sayısı on, on beş kadar. Bu, minimal bir sayı ama... Polis, delil bulduğu anda kendi içindeki şaibeli unsurları temizliyor. Çünkü polisin içinde çeteye sempatiyle bakan çoğunluk yapısı artık kırıldı. Poliste çoğunluk artık, “Suçu varsa babam da olsa içeri al” diye düşünüyor. Polis, devletin diğer kurumlarıyla kıyaslandığında, Ergenekon sürecinde çok büyük hamle yaptı. Özelikle Susurluk’tan sonra büyük bir dönüşüm yaşadı.

Siz Yeşil’le ilgili tez hazırladınız. Yeşil yaşıyor mu?
Adım kadar eminim yaşıyor. Bunu bazı bilgilere dayanarak söylüyorum. Bizim geleneğimizde çok şey bilen öldürülmez. İhanet eden, bildiklerini açıklayan öldürülür. Cem Ersever ihanet ettiği için öldürüldü. Yeşil ihanet etmedi. Yeşil, bugün bir Orta Asya ülkesinde ya da Kuzey Irak’ta yaşıyordur.

K. Irak Ergenekoncular için güvenli bir yer mi?
Ergenekon için en güvenli iki yerden birincisi Kıbrıs ise, ikincisi de K. Irak’tır. Barzani’nin ve Talabani’nin askerlerle ilişkisi bilinmeyen bir ilişki değildir. Geçmişte K. Irak’ta derin operasyonlar yapılmadı mı? Peşmergelere silahlar dağıtılıp, Talabani’ye, Barzani’ye yeşil pasaportlar verilmedi mi? Gerçi Kürt liderlerin askerlerle ilişkileri süreç içinde Dışişleri’ne doğru kaydı ama... Barzani Ankara’ya geldiğinde nerede ağırlanıyordu zannediyorsunuz? Jandarma Genel Komutanlığı’nın üst katında ağırlanıyordu...

neseduzel@gmail.com

Hiç yorum yok: