19 Şubat 2009 Perşembe

Güneydoğu Ergenekon’u (2): Kıbrıs gazisine PKK’lı dediler

Gözaltına alındı, bir daha görülmedi. Beyaz Toros’a bindirildi, geri dönmedi. Yer gösterecekti, cesedi verildi. Köy tarandı, Hediye öldü. Çatışmada vuruldu denen Fevzi Bayan’ın taziyesine Ecevit’ler bile geldi
window.google_render_ad();
Helikopterden Silopi Tabur Komutanlığı’nın ortasına bırakılanlardan biri de Fevzi Bayan’dı. Babası Fadıl Bayan, gazilere verilen oğluna ait askeri kimliği hep üstünde taşıyordu, adaletsizliğin simgesi gibi. Elleri titreyerek kimliği uzatırken “O Kıbrıs gazisiydi. Kurşuna dizip, PKK’lı olduğunu iddia ettiler” dedi, kısık bir sesle. Fadıl Bayan olaydan kısa bir süre sonra Bülent Ecevit ile Rahşan Ecevit’in taziyeye geldiğini, bilgi aldığını ama bir daha ses çıkmadığını anlatırken, gecikmeli bir sitemi dillendiriyordu.Bütün köy tanıktıBayan ailesinin bunları yaşadığı tarihler 1988-1989’dur. Öncesi de vardır ama 1993, 1994, 1995 hatta 2000’li yılların ortasına kadar değişen pek bir şey olmaz. Örneğin Şırnak’ın Damlarca Köyü’ne ateş açıldığında yıl 1993’tür. 18 yaşındaki Hediye yere yığılır. Bütün köy ateşten kaçarken, baba Mehmet Erbey kızının ölüsü kollarında sabahı bekler. Erbey’in iddiasına göre ateş edenler asker, komutan da Cemal Temizöz’dür. 1987’den itibaren bölgede faaliyet yürüten JİTEM’de, Albay Arif Doğan, Binbaşı Cem Ersever, Albay Aytekin Özen, Binbaşı Cahit Aydın, Albay Nurettin Ata, Binbaşı Abdülkerim Kırca, Yüzbaşı Ali Yıldız ve Yüzbaşı Cemal Temizöz komutanlık yapar. Dolayısıyla halkın yakınen tanıdığı isimler arasındadır. Savcılar ihbar saymıyorJİTEM’in infaz timlerindeki itirafçı, korucu gibi sivil unsurlar ise o yıllarda sayısı 10 binli rakamlara ulaşan kayıpların sorumluları arasındadır. Bu kayıplardan biri de Hasan Ergul’dur. 10 yıl boyunca hiçbir iz bulunamayan Ergul hakkında, ilk bilgiler Aygan’ın itiraflarıyla ortaya çıkar. Aygan, JİTEM kurbanlarını anlatırken Ergul’un, Silopi’den alınıp Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü, orada sorgulanıp öldürüldükten sonra Hazar Gölü kıyısına atıldığını söyler. Atıldığı yerin krokisini de açıklar. Aygan’ın itirafları resmi mercileri harekete geçirmese de ailesi ocak ayının 27’sinde Silopi Başsavcılığı’na başvurarak, tarif edilen yerin kazılmasını, DNA tetkiklerinin yapılmasını istedi. Şimdi o da binlerce kayıp yakını gibi sonucu bekliyor. “O komutan devleti kirletti”Kardeşi Fevzi Bayan’ı 1989 yılının sonbaharında kaybeden Fadıl Bayan, Silopi’nin Derebaşı Köyü’ndendir. Köy, Cudi Dağı’nın tam eteğidir. Bir gün PKK yaklaşık 300 kişilik bir grupla köyü çevirir. Herkesi camiye toplar. Önce propaganda konuşmaları yapar, sonra da 14 genci seçip, zorla götürür. Yaklaşık 20 gün sonra bir gece yakındaki Körseli adlı Süryani köyünün yakınında operasyon olur. Geç saatlere kadar silah sesleri... Korkudan köylülüler uyuyamaz. Sabahleyin Silopi’yi sebze-meyve ve odun götürenler birlikte sabah 06.30 civarında yola düşerler. Gerisini Fadıl Bayan şöyle anlatır: “Tam köyün çıkışına geldiğimizde askerlerin yolu tuttuğunu gördük. Kardeşim Fevzi ile Abbas Çiğdem koyunların başındaydı. Yanlarında da köyden bir çocuk vardı. Asker komutanın emri üzerine Fevzi ile Abbas’ı da komutanın yanına getirdi. Bizim köylüler arasından da dört kişiyi seçtiler. Komutan dedi ki, ‘bunlar bize gece çatışmanın olduğu yeri gösterecekler, siz gidin’. Hepsini alıp çatışmanın olduğu Deştik mevkiine götürdüler. Biz hiç bilemedik ki öldürecekler. O gece bize haber geldi, hepsi kurşuna dizilmiş.”Gücü olan herkes, bütün köylü, kadın-erkek yaya Silopi’ye gidip Tabur’un kapısına dayanır, cenazelerini ister. Olaylar çıkar. Sonunda savcı eşliğinde cenazeleri alırlar. Bayan, Tabur komutanına “Bu çocuklar PKK’lı değildi” der. Ama komutan “PKK’lıydı, çatışmada öldüler” yanıtını verir. İşte bunu ölümden de ağır bulur Fadıl Bayan. İlk günkü öfkesiyle devam eder sözlerine: “Benim oğlum Kıbrıs gazisiydi. Olaydan 10 gün kadar sonra Bülent Ecevit ile Rahşan Ecevit, taziyeye geldi. Olayı anlattık. Ama Ankara’ya gittikten sonra bir daha ses çıkmadı. Ben 65 yaşındayım. Biz hepimiz Türküz, aynı bayrak altındayız. Bu komutan hem bizi üzmüştür, hem devleti kirletmiştir. Devletten rica ediyorum, bu çocukları öldürenlerin cezasını çekmesini istiyorum.”‘Serbest bırakıldı’ ama kayıpAbubekir Aras, 1994 temmuzundan beri kayıp. Babası Abdurrahman Aras, Cizre’de bildiri dağıtan Hediye Ugiş’in yakalanmasından sonra başlarına gelenleri anlatırken aslında bir döneme damgasını vermiş klasik bir kayıp öyküsünü de anlatıyor: “Hediye Ugiş, oğlumun adını vermiş. Bir sabaha karşı evden aldılar. Av. Aydın Satıcı, emniyeti aradı. Evden alındığında cumartesiydi. Her yeri aradık ama ‘bizde yok’ dediler. Pazartesi adliyeye gidip bekledik. Evrak getiren polisler ‘bıraktık’ dediler. Onu işkencede gören biri var. Cizre Savcılığı’na, Şırnak Valiliği’ne, Diyarbakır Emniyeti’ne İHD’ye başvurduk. Yanıt alamadık. İki üç ay sonra Vali Kamil Acun Cizre’ye gelince ayaklarına kapanıp yalvardım. ‘Öldürmüşseniz cesedini verin’ dedim. ‘Araştıracağım’ dedi. Beş altı gün sonra iki polis evime geldi. Bana ‘oğlun emniyetten bırakılmış’ dedi. Oysa o tanık, oğlumla iki-üç gün nezarette birlikte kaldıklarını, ağır işkence gördüğünü anlatmıştı. Onu işkenceden geçiren de TEM’de Mehmet adlı polismiş...” Babanın ısrarlı başvuruları üzerine Cizre Savcılığı emniyetten bilgi ister. Savcılığa 3. Sınıf Emniyet Müdürü H. Hayri Aslandağ imzasıyla şu yazı gönderilir: “Abubekir Aras 17.07.1994 günü saat 05.30’da nezaret altına alınmış, aynı gün saat 20.30 sıralarında salıverilmiştir.”Tarih 23.05.95’ti, beyaz Toros’a bindirdiler...Ato Ergul, 23.05.1995 yılından beri kayıp olan abisi Hasan Ergul’un bulunması için savcılığa dilekçe verdi. Ergul dilekçesinde, Aygan’ın itiraflarında abisinin cesedinin bulunduğu yeri de tarif ettiğini söyleyerek, kazı yapılmasını talep etti. “Çukurca’nın Yeniköy mezrasında yaşıyordu. Hasan’ın Silopi’de bir ortağı vardı. Traktöre buğday doldurup, ortağın payını götürmek için çocuğu ile beraber Silopi’ye gidiyor. Buğdayı boşalttıktan sonra dönmek için yola çıkıyor. Silopi çıkışında, yol üstünde biri siyah, biri beyaz Toros durdurup, almak istiyor. Gitmemek için mücadele veriyor ama silahları çekip götürüyorlar. Bütün aramalarımıza rağmen hiçbir haberini alamadık. Kardeşimin çocuğunu ise orada bırakıyorlar. O zamanlar 5-6 yaşlarındaydı. Tanıdık bir köylü görüp, çocuğu yanına alıp götürüyor. Zaten abim götürülürken başka gören köylüler de oluyor. Onu götüren taksilerin JİTEM araçları olduğunu söylediler. Abimin hiçbir örgütle alakası olmadığını herkes bilirdi. Zaten daha önce de birkaç kez gözaltına alınmış, bırakılmıştı. Bazı yerlere götürüp, eline kaleşnikof verip fotoğraflarını çektiklerini söylemişti, bir keresinde. Ben 9 yıl korkudan Silopi’ye gelemedim. Annem bir dilekçe vermiş, bir iki ay sonra. Kayda geçti mi bilmiyoruz. Ancak Aygan’ın ilk açıklamalarından sonra biz uğraşmaya başladık. Hazar’ın kıyısına atıldıAygan beyanlarında, Hasan’ı Silopi’den aldıktan sonra Diyarbakır JİTEM’e götürdüklerini, orada sorgulanıp öldürüldükten sonra Hazar gölü kıyısına atıldığını söyledi. Aygan’ın daha önce söylediği Murat Aslan’ın başına gelenler ve gömüldüğü yer konusunda bütün söyledikleri doğru çıktı. Kendisinin ifadesine başvurulmasını, bunları kimlerle yapmışsa hepsinin sorulmasını istiyorum. Hepsinden şikayetçiyim. Aygan’ın açıkladığı krokiyi de verdim savcılığa. Oranın kazılmasını ve DNA testinin yapılmasını istiyorum.”Yüzbaşı Temizöz sorgulansınMehmet Erbey, Güçlükonak, Damlarca Köyü’nden. Kızı Hediye’nin ölümünden sorumlu tuttuğu Cemal Temizöz’ün sorgulanmasını istiyor. Köylerine ateş açan askerlerin o dönemde Yüzbaşı olan Cemal Temizöz’ün emriyle hareket ettiğini öne süren Erbey’in kendi ağzından öyküsü: “1993 yılı, sonbaharıydı. Akşam namazına az vardı. Bizim köy, Düzoava ile Yuvarlık köyleri arasındadır. Bu arada yüksek bir zirve vardır. İşte o zirveden birden köye tank ve toplarla ateş açıldı. Kızım o ateş başlar başlamaz vuruldu. 18 yaşındaydı. Herkes apar topar köyden kaçtı. Ben Hediye’nin başında bekledim. Göğsünden vurulmuştu. Sabah oldu, askerler gidince, mezarlığa götürüp gömdük. Korkudan şimdiye kadar hiçbir yere başvuramadık. O top, tankın Temizöz’ün emrinde olduğunu herkes biliyordu. O ateş açıldığında iki ölü daha oldu. İki de yaralı vardı. Abdülrezzak Sezgin’in de kızı ile kardeşinin oğlu Mehmet öldü. Üçünü camiye götürdük, yıkadık gömdük. Şu güne kadar hiçbir şey yapmadık. Ama şimdi ölümüne kadar davacıyım.”YARIN:- Yılbaşı hediyesi olarak hindi götürdüler ama geri dönmediler.- “Burada savcı Cemal’dir.”- Komutan Halil Yüzbaşı’nın ifadesi alınsın.

Hiç yorum yok: