27 Mayıs 2010 Perşembe

Tanju Tosun: ‘AKP’nin yoksullarına göz dikti’

PAZARTESİ KONUŞMALARI 24.05.2010


Neşe Düzel

Tanju Tosun: ‘AKP’nin yoksullarına göz dikti’



Yazıyı Paylaş:





Neşe Düzel köşe yazılarını web sitenize ekleyin





“Seçimlerde yoksulların oyu yüzde 10-15. ‘İdeolojik oy’ vermeyen bu kitleyi 2002’de AKP ve Genç Parti paylaştı. Kılıçdaroğlu şimdi bu partilerin yoksullarına göz dikti.”







“CHP, sadece yoksulluk vurgusu yaparak liberal sol çizgiye geçemez. Geçemeyince de, Türkiye’nin temel sorunlarını çözemez. Yoksulluk vurgusu CHP’yi iktidara taşımaz.”







“CHP’de vitrin değişir ama zihniyet zor değişir. Kürt sorunu, Ergenekon, türban, devlet-toplum ilişkileri üzerine net cevap veremeyecekse, CHP değişmeyecek demektir.”







* * *



NEDEN TANJU TOSUN



CHP, ülkenin gündemine sadece bir siyasi parti olarak değil, her yönden oturdu. CHP’de yaşanan ‘insanlık halleri’, günlerce medyada bazen bir dram, bazen bir gerilim, bazen bir komedi, bazen de entrikalarla dolu bir polisiye dizi gibi ibretle izlendi. Hafta sonunda nihayet kurultay yapıldı ve CHP parti başkanını ve yönetimini değiştirdi. Biz de CHP’de yaşananları, yaşanmakta olanları ve yaşanacakları Türkiye’de siyasi hayat ve siyasi partiler üzerine kitaplar yazmış, saha çalışmaları yapmış siyaset bilimci Tanju Tosun’la konuştuk. Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Tanju Tosun, CHP’nin yeni başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimlere kadarki süreçte politikasının ne olacağını, CHP’nin toplumun hangi kesimlerini hedeflediğini, oyunu nasıl ve ne kadar arttırabileceğini, CHP’nin yeni isimlerle kurulan parti meclisinin topluma hangi mesajı verdiğini, CHP’nin değişip değişmeyeceğini, CHP’nin nasıl bir değişiklik istediğini, sistem partisi olmaktan vazgeçip geçmeyeceğini, CHP’nin liberal bir sol parti olup olmayacağını, Baykal’ın kalesi gibi gözüken CHP’nin nasıl düştüğünü, insanların bir gecede neden saf değiştirdiğini, Baykal’ı, en yakın adamı olan Önder Sav’ın niye vurduğunu, Kılıçdaroğlu’nun hangi özelliklerinin CHP’nin oylarını arttıracağını anlattı.



* * *



NEŞE DÜZEL: Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşması, CHP’nin değişeceği mesajını verdi mi sizce?



TANJU TOSUN: Kılıçdaroğlu’nun kurultaydaki konuşmasından liberal sol bir açılım çıkmadı. Kılıçdaroğlu yoksulluk vurgusunun ötesinde bir liberal sol vizyon ortaya koymadı. Kürt sorunu, anayasa değişikliği, demokratikleşme ve özgürleşme gibi ülkenin temel meselelerine değinmedi. Sadece ekonomiyi veri aldı. Aslında Kılıçdaroğlu, siyaseti, ekonomik ve teknik bir sürece indirgedi.





Kemal Kılıçdaroğlu konuşmasında Kürt kelimesini hiç kullanmadı. Kürt kelimesini kullanmayan biri Kürt sorununu çözebilir mi?



Kürt sorunundan bahsetmeyecekse, zaten CHP’ye liberal sol açılım getirmeyecek demektir. Ama gene de beklemek ve sürece bakmak gerekir. Belki şu anda kimlik meselesine girerek CHP’yi ürkütmekten çekiniyordur. Şu anda Kürt sorunu algısını toplumun önüne koymak istemiyordur.





CHP için toplum sadece Türklerden mi oluşuyor?



Solda birlik yoluyla CHP büyütülmek isteniyor. Solda birlik yoluyla CHP’nin oylarını arttırmak istediğinizde, Kılıçdaroğlu’nun Kürtlerden de oy alması gerekiyor tabii. Ama Kılıçdaroğlu, kurultaydaki konuşmasında sadece ekonomiyi veri olarak aldı.





Niye?



Kılıçdaroğlu toplumla ekonomi üzerinden buluşmaya çalışıyor ve politik olana dokunmuyor. Yoksulluk vurgusu, oylarını arttırabilir ve muhtemelen de arttıracak ama... Sadece yoksulluk vurgusu, tek başına iktidara gelmek için yetmez. Sadece yoksulluk vurgusuyla CHP, liberal sol bir çizgiye geçemez. Geçemeyince de, Türkiye’nin temel sorunlarını çözemez. Kılıçdaroğlu’nun başkanlığıyla birlikte ülke çapında büyük bir sol mutabakat tetiklendi ama...





Türkiye’de solun toplam oyu nedir?



Sol mutabakatın Türkiye’de maksimum yüzde 35 oyu var. CHP’nin asıl sorunu ise bu oy oranının ötesine geçmek. Yüzde 35 sınırının ötesine Kürt sorununu, demokratikleşme ve özgürlük meselelerini dillendirerek geçebilir. Henüz erken... Kılıçdaroğlu’nun daha neler vaat edeceğini beklemek ve görmek lazım.





Kılıçdaroğlu, referandum olursa anayasa değişikliğine “hayır” diyeceklerini söyledi. 12 Eylül Anayasası’na sahip çıkarak CHP’nin oyunu arttırabilir mi?



Mümkün değil. Bir değişim rüzgârıyla yola çıkıyorsunuz ve 12 Eylül’ün kurduğu statükoyla hesaplaşmak önceliğiniz olmuyor. Yoksullukla mücadele önemli ama bu ülkede değişim topyekûn olmalı. Değişim iddiasıyla yola çıkan birinin otoriter sistemi kuran unsurları sorgulaması gerekir.





Kılıçdaroğlu, kurultayda mevcut sistemi neden sorgulayamadı sizce?



O, 1970’leri referans alıyor. Solu birleştirici simge olarak Ecevit’i kullanıyor ve düşüncelerini Ecevit üzerinden dile getiriyor. Türkiye’yi 1970’ler Türkiyesi olarak düşünüyor, o dönemde CHP, Ecevit’le yüzde 45’e yakın oy aldı. Şimdi aynı oyu Kılıçdaroğlu’yla alabilir demek mümkün değil. Böyle bir imkân yok artık.





Niye yok?



AK Parti’nin sosyolojik dokusu ciddi bir biçimde çözülmeden, Türkiye’de merkez solun güçlenebileceği bir sınır var. Yoksulluk söylemi, halka iş ve ekmek vaadi çok önemli ama CHP’nin oyunu büyük oranda arttırması için daha kapsayıcı bir siyasete sahip olması gerekiyor. CHP’nin, AK Parti’nin sosyolojisini parçalaması gerekiyor.





AK Parti’nin sosyolojisi nedir?



AK Partinin sosyolojik dokusu iki parçadan oluşuyor. Bir yanda, toplumun ekonomik açıdan yükselmeye çalışan küçük ve orta büyüklükteki burjuvazisi var. Diğer yanda dar ve sabit gelirli kitleler ve yoksullar var. Unutmayalım... Türkiye’de beyaz Türklerin dışında kentli bir orta sınıf oluşmaya başladı. AK Parti’nin, bu yeni kentli orta sınıfların da taleplerini dikkate alması gerekiyor. Dolayısıyla onların özgürleşme ve demokratikleşme projelerini dillendirmesi gerekiyor.





Türkiye’de yoksul kesimin oy oranı nedir?



Sosyolojik piramidin en altında kalan kitledir bu. Seçimlerde bunların oy oranı yüzde 10-15 aralığındadır. Son derece pragmatik olan bu kitle 2002 genel seçimlerinde AK Parti ve Genç Parti arasında paylaşıldı. Bu yoksul kitle ideolojik oy verme davranışına sahip değildir.





Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarını yoksulluğa kilitlemesinin nedeni şimdi anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu, CHP’nin oylarını arttırmak için AK Parti’nin yoksullarına mı göz dikti?



Evet, öyle anlaşılıyor. AK Parti’nin ve Genç Parti’nin yoksullarına göz dikti. Kılıçdaroğlu bu kitleyi peşine takabilir. Ama şu var. Çağdaş sosyal demokrat bir parti bununla yetinemez.





Sanki gözümüzün önünde bir Yunan tragedyası yaşandı. CHP, Baykal’ın kalesi gibi gözüküyordu. Bir gecede partidekiler Baykal’ı terk ederek taraf değiştirdiler. Bu nasıl mümkün olabildi sizce?



Türkiye’de profesyonelleşmiş bir siyasi hayat var. Bu hayatın içindeki siyasetçiler politik ikbal peşinde koşuyorlar. CHP’deki saf değiştirme de tamamen politik ikbal üzerine kuruldu. Kılıçdaroğlu adaylığını ilan edince, geç kalmamak için herkes pozisyon aldı. Saflar, siyasi görüş farklılığı yüzünden falan yaşanmadı. Zaten yaşanamazdı da.





Neden yaşanamazdı?



CHP’de fikir düzeyinde ideolojik bir çekişme yaşanmaz. CHP’nin homojen bir yapısı vardır. Partide homojen bir ideoloji hâkimdir. Vesayetçi bürokratik bir ideolojiyi sürekli olarak yeniden üreten ve topluma sunan bir partidir CHP. Deniz Baykal da, Önder Sav da ve Baykal’ı bir gecede terk eden diğer CHP’liler de aynı ideolojiyi içselleştirmiş siyasetçilerdir.





CHP aslında Baykal’a o kadar da bağlı değil miydi?



CHP’de tek bir CHP yoktu. En az iki CHP vardı. Yani aslında CHP’de ikili bir iktidar yapısı vardı. Bir tarafta Deniz Baykal’ın genel başkan olarak çok sıkı bir biçimde kontrol ettiği en tepedeki yönetim organı olan merkez karar yürütme kurulu... Diğer tarafta, Genel Sekreter Önder Sav’ın kontrol ettiği CHP örgütü. Baykal, il örgütlerini Önder Sav’a emanet etmişti. Baykal-Sav ilişkisi birkaç ay öncesine kadar problemsiz gidiyordu. Fakat kurultay öncesinde yapılan CHP il başkanlarının seçim sürecinde, Sav ile Baykal arasında bir kapışma yaşandı. Biliyorsunuz il başkanları kurultaya gelip oy kullanacak olan insanlar. Bunun çekişmesi yaşandı Baykal ile Sav arasında. Ben bu kapışmayı, İzmir örneğinden de çok iyi biliyorum.





İzmir’de ne yaşandı?



Önder Sav eski il başkanını tutuyordu. Bu kişinin başkanlığı kesinleşmişti. Bütün delegeler onu destekliyordu. Ama seçime bir gün kala Baykal’ın bir işaretiyle eski il başkanı adaylıktan çekildi, yerine Baykal’ın 78 yaşındaki arkadaşı il başkanı oldu.





Baykal ve Sav hangi konuda anlaşamıyorlardı?



Fikir düzeyinde bir çatışma değildi bu. Benim duyumlarıma göre Baykal istifa ettikten sonra sadece Kılıçdaroğlu değil, İzmir Milletvekili Hakkı Süha Okay ve Önder Sav da CHP’de genel başkan olmak istiyordu. Bunun için il başkanları toplantısını bekliyorlardı.





Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?



Siyaset bilimiyle biraz uğraşınca. politikacılarla aranızda az çok bir diyalog kuruluyor ve duyumlar alınıyor. CHP’de politika yapan isimlerden aldığımız duyumlar bunlar... CHP aslında Baykal’a bağlı değildi. CHP, Baykal’ın otoritesine teslim olmuştu. Baykal’a bağlı olmakla, Baykal’a teslim olmak farklı şeylerdir. Mesela DSP Ecevit’e bağlıydı. CHP’de ise Baykal’ın otoritesine teslim olmuş bir siyasetçi grubu vardı. Otoriter liderlik CHP örgütlerinin üzerine öyle çökmüştü ki...





Evet... Nasıl çökmüştü?



CHP’nin örgütleri ve siyasetçileri, Baykal ve Sav tarafından kuşatılmışlardı. Kaset krizi çıktı. Baykal krizi iyi yönetemedi. Sav ise iyi yönetti.





Kaset ortaya çıkmasaydı Baykal başkanlıktan gider miydi?



Gitmezdi. Merkez solda lider değişimi demokratik süreçlerle olmuyor zaten bizde. Böyle kurultay öncesine denk getirilen kaset operasyonlarıyla lider değişiklikleri gerçekleştiriliyor. Çünkü bu ülkede merkez soldaki liderlerin ve siyasetçilerin politik ömürleri vücut sağlıklarına bağlı. Baykal, sağlığı el verdiği sürece genel başkanlığa devam edecekti. Deniz Baykal, CHP’ye yerleştirdiği bu sıkı parti içi disiplini, Bülent Ecevit’ten öğrendi. Zaten DSP’deki katı yapı da, CHP’de olduğu gibi bir operasyonla çözülmüştü.





Baykal’ı en yakın adamı olan Önder Sav vurdu. Bunu neden yaptı sizce?



Kılıçdaroğlu’yu desteklerken bunu açıkça söyledi. “Şimdi duyguyla değil, akılla hareket etme zamanı” dedi. Sav’a göre Baykal’la hareket etmek akılsızlıktı. Baykal’la birlikte kendisi de gidecekti. Sav hem CHP’de kendi konumunu sürdürmek, hem de CHP’yi güçlenerek devam ettirmek için böyle davrandı ve krizi hem CHP hem de kendi açısından fırsata çevirmesini bildi. Böylece Sav, hem parti içi statükoyu sürdürdü hem de CHP içindeki kendi konumu korudu. Çünkü Önder Sav da biliyordu, Baykal’la yola devam edilseydi, ciddi bir toplumsal tepki oluşabilirdi.





Kılıçdaroğlu, Önder Sav’a rağmen CHP’de bir değişim yapabilir mi peki?



Zaten en büyük açmaz da bu olabilir. Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye biçeceği misyon ile Sav’ın geçmişten devraldığı misyon çakışırsa, CHP değişemez. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’de lider mi olmak istiyor yoksa genel başkan olarak mı kalmak istiyor, bu noktada önemli olan budur. Önder Sav’la Baykal çatışmamıştı ama, CHP de değişmemişti.





Kılıçdaroğlu, Önder Sav’la çatışmazsa ne olur?



Kılıçdaroğlu, sadece CHP’nin iki başkanından biri olur ve CHP değişmez. CHP’nin Önder Sav’a rağmen değişmesi zor görünüyor. CHP’de vitrin değişir ama zihniyet zor değişir. Eğer Kürt sorunu, türban, anayasal vatandaşlık, Ergenekon davası, laiklik meselesinde devlet-toplum ilişkisi gibi konularda CHP net bir cevap veremeyecekse, CHP değişmeyecek demektir. Bu tür sorulara verilecek yanıtlar bundan böyle CHP’de kırılma noktası olacak. Kılıçdaroğlu, Baykal’ın verdiği yanıtların aynısını verirse CHP değişmeyecek demektir. Yani CHP’de sadece genel başkan değişti demektir bu.





Ama yaşananlardan anlaşılıyor ki, CHP, bir değişim istiyormuş. Bu partinin istediği değişiklik ne? CHP nasıl bir değişiklik istiyor?



CHP’nin temel meselesi iktidar olmak. CHP sadece iktidar olmak için değişim istiyor. Bu değişimin içi doldurulmamış durumda. Sadece lideri değiştirmekle değişim olmaz. Eğer bu noktada kalırsa CHP değişmemiş olur.





Kılıçdaroğlu, Ergenekon’a, HSYK’daki değişikliklere aynı Baykal gibi karşı çıktı, anayasa değişikliklerini aynı Baykal gibi reddetti. İki lider arasındaki fark nerede sizce?



İkisi arasında şu anda demokratikleşmeye, Ergenekon’a ve demokratik açılımlara bakış açısından ciddi bir fark yok.





Kılıçdaroğlu, daha sakin bir Baykal mı olacak?



Şu anda görünen o tabii... Kılıçdaroğlu’yu çok zor bir görev bekliyor. Klasik CHP bakış acısıyla devam ederse bir yerlere ulaşması güç. Çünkü CHP’nin eksen kaymasına ihtiyacı var. O eksen kaymasını Kılıçdaroğlu yapabilir mi? Şu anda zor görünüyor ama “yapamaz” demek için de çok erken oluyor. Biraz zaman tanımak ve görmek lazım. CHP, Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında, sistemin partisi olmaktan vazgeçmeyebilir ama... Kılıçdaroğlu, ekonomiyi her şeyin başına alarak devlete sahiplenmeyi CHP’nin asli sorunu olmaktan çıkarabilir.





Sistem tartışmalarının bu kadar yoğun olduğu bir dönemde, CHP, sisteme sahip çıkarak iktidar olabilir mi?



Olamaz. Çünkü sisteme sahip çıkarak oylarını yüzde 35’in üzerine çıkaramaz. Yüzde 35’in üzerine çıkmadan da CHP tek başına iktidar olamaz. Eğer Kılıçdaroğlu’yla kurulacak yapı sağlıklı ve kalıcı olursa, AK Parti ile CHP ekseninde daha dişe diş, sıkı bir rekabet yaşanabilir bundan sonra... Hayalperest olmamak ve politikada reel bakmak lazım.





Politikaya reel bakınca ne görüyorsunuz?



Bir sonraki seçimde CHP’nin tek başına iktidarı kolay bir iş değil. Reel politika, seçmen davranışının kademeli bir biçimde hareket ettiğini gösteriyor. CHP’de bir hareketlenme yaşanacak ama seçmen açısından topyekûn bir saf değiştirme olmayacak. CHP yüzde 35’e çıkabilir ama yüzde 40’ların üzerine çıkamaz.





CHP’nin oyunun yüzde 35’e çıktığı bir ortamda AK Parti son seçimdeki gibi yüzde 40 oy alabilir mi?



Eğer oylar AK Parti-CHP ekseninde saflaşırsa, AK Parti’nin gene tek başına iktidarı mümkün olabilir ama gerçek şu ki... CHP’nin oylarını arttırması durumunda AK Parti’nin tek başına iktidar olması da zorlaşıyor tabii.





Kılıçdaroğlu, Kürt meselesini “ekonomik önlemlerle çözeceklerini” söylüyor. Kürt meselesi ekonomik önlemlerle çözülebilir mi?



Çözülemez. Sorun sadece ekonomik bir sorun değil ki. Sorun, aynı zamanda bir kimlik sorunu. Kılıçdaroğlu Kürt meselesine sadece ekonomik açıdan bakıyor. “Yoksul ve işsiz insan ya dağa, ya mafyaya gidiyor” diyor. Bu yaklaşımla Kürt sorununu çözemez. Bu yaklaşımını sürdürürse, Kürt sorunuyla ilgili bir vizyonu yok demektir. Çünkü Güneydoğu’ya gittiğinde görecek. Orada insanlara sadece iş ve aş vaat etmek yetmeyecek. İnsanların Kürt sorununun çözümüne yönelik kimlik talepleri de olacak.





CHP’nin oylarını büyük çapta arttırabilmesi için muhafazakârların da oyunu alması gerekiyor. CHP muhafazakârlara ne önerecek?



Bilmiyoruz. CHP’nin, muhafazakâr kesimlerden oy alabilmek için onların dinsel, kültürel, ekonomik özgürlük taleplerini savunması, üniversitede türban serbestîsi, cemaatlere ve Anadolu sermayesine bakış konularında açılım geliştirmesi, laiklikte açılım yapması, insanların kendi değerlerini ve etnik kimliklerini kamusal alanda özgürce ifade edebilecekleri politikaları dillendirmesi gerekiyor. CHP dinsel taleplerin, özgürleşme meselelerinden biri olduğunu kabul etmek zorunda. CHP eğer kendisini özgürlükçü sol bir parti olarak tahayyül edecekse, bu yolu açması gerekiyor.





Muhafazakârlardan oy almak için bazı adımlar atan CHP, laik kesimin desteğini yitirmez mi peki?



Kısa vadede böyle ciddi bir risk var ama bu riski almadan CHP’nin çağdaş bir sosyal demokrat partiye dönüşmesi ve özgürlükçü sol olabilmesi mümkün değil. Özgürleşme taraftarı olmak CHP’yi solda kalıcı bir sosyal demokrat parti yapar.





Kılıçdaroğlu, CHP’nin temel politikalarını değiştirmeden halkı peşinden sürükleyebilir mi?



Halkın bir kısmı şu anda Kılıçdaroğlu imgesine duyduğu güvenle onun peşinden sürüklenir. Bu da CHP’yi yüzde 26’lardan alıp yüzde 35’lere taşır. Kılıçdaroğlu’yla birlikte CHP’de bir oy artışı olacak ama unutmamak lazım. Türkiye’de seçmen, beklentilerine yanıt bulamadığı takdirde çok rahat yeni arayışlara giriyor. Seçmen, Kılıçdaroğlu’ya bir seçimlik kredi verecek ve Kılıçdaroğlu önümüzdeki seçimlerin favori adayı olacak.





Kılıçdaroğlu, AKP’yi hangi konularda zorlar?



Kılıçdaroğlu sahneye çıkıyor diye AKP yedeğe atılacak diye bir sosyoloji yok bu ülkede. AKP yüzde 35’ler civarında bir oy gücünü her halükârda koruyacak.





Kılıçdaroğlu sizce hangi partilerden oy alacak?



AK Parti’den de oy alacak ama... Kılıçdaroğlu, esas Demokrat Parti’yi ve Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi’ni bitirir. Bir miktar MHP’den oy alır ama onu sarsmaz.





Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin bazı politikalarını değiştirmesini sağlar mı?



Kılıçdaroğlu, AK Parti’yi yolsuzluk ve yoksulluk söylemiyle ekonomide zorlayacak. AK Parti bir orta sınıf partisi oldu ve son dönemde sosyal politikalarında biraz zayıfladı... Kılıçdaroğlu, AK Parti’yi tekrar toplumun alt kesimlerine, en yoksullarına ve umutsuzlarına yüzünü dönmeye zorlayacak.





CHP, Güneydoğu’da bu Kürt politikasıyla var olabilir mi?



Hayır, var olamaz ve olmadığını da görüyoruz zaten. Alevi Kürt kökenli bir genel başkanın CHP’nin başına gelmiş olması yeterli değil. Seçmen duygusal özdeşleşmeyle oy kullanmıyor. Seçmen, Alevi ve Kürt kimliklerini Kılıçdaroğlu vasıtasıyla değil, kendisi yaşamak istiyor. Kimliğinin tanınmasını ve kamusal alanda ilan edilmesini istiyor.





CHP ilk seçimlerde iktidara gelebilir mi?



CHP, Ergenekon’u, devleti savunarak büyük bir oy alamaz... Eğer CHP’nin amacı tek başına iktidarsa, 1974’teki gibi yeniden bir ideolojik yapılanmaya ihtiyacı var. Çünkü tek başına iktidar için CHP’nin oyunun yüzde 35’in üzerine çıkması gerekiyor. Yüzde 35’in altında kalırsa, koalisyon ortağı olma ihtimali ortaya çıkar. Şu anki tabloda, seçmen tercihlerinin CHP’yi tek başına iktidar yapacak ölçüde alabora olacağını beklememek lazım. AK Parti’den umudunu kesmiş, geçmişte AK Parti’ye oy vermiş, arayış içinde olan yüzde 10-12’lik bir kararsız seçmen kitlesi var. Bunların hepsi CHP’ye gitse, CHP’nin oyu yüzde 35-37’ye çıkar.





CHP’nin parti meclisi de büyük ölçüde değiştirildi. Parti Meclisi’ne katılan yeni isimlerle topluma sizce ne mesaj verilmek istendi?



Parti Meclisi’ne sosyal politika, sosyoloji, ekonomi, hukuk dalında uzman isimler girdi ve eskiye göre daha donanımlı bir parti meclisi oluşturuldu. Bu değişiklikle, CHP’nin meclisine teknik bir kimlik verilmek istendi. Böylece, “Karşınızda bundan sonra yeni bir CHP olacak. Yeni CHP’nin rotasında sosyal politikalar öne çıkarılacak. Yoksulluk sorunun çözümüne yönelik somut politikalar üretilecek. CHP söylenen değil, bundan sonra söyleyen bir parti olacak” mesajı verildi. Ayrıca Baykal’ın ekibi yeni mecliste devre dışı kaldı. CHP teşkilatına asıl sahip olan gücün Önder Sav olduğu iyice anlaşıldı. CHP’nin dün oluşturulan yeni parti meclisine bir de İzmir damgasını vurdu. Baykal döneminde devre dışı bırakılan yerel CHP elitleri Parti Meclisi’ne girdiler.





Önümüzdeki genel seçimleri ne belirleyecek?



Ekonomi belirleyecek. Aslında ekonomik açılım ile demokratik açılım arasında çok ciddi bir ilişki var. Özgürlük ve barış insanları zenginleştiriyor ama bütün mesele bunu seçmene anlatmak ve seçmeni demokratik açılımlara, özgürlüklere ikna etmek.



neseduzel@gmail.com

Hiç yorum yok: