27 Mayıs 2010 Perşembe

Yüce divan sorusalı Sami SELÇUK

Yüce divan sorusalı Sami SELÇUK




Yüce Divan konusu, yıllardan bu yana ülkemizde sağlıklı biçimde çözülememiş; bu yüzden de bir sorun olmanın ötesinde sorunsala (problematik) dönüşmüştür.

13 Mayıs 2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2010/5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Kimi Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa da, bu sorunsalı çöz(e)medi.



Yüce Divan yetkisini, Genelkurmay Başkanını, üç kuvvet ile Jandarma genel komutanlarını da kapsayacak biçimde genişletti ve Anayasa Mahkemesinde (AYM) bıraktı.



Bu düzenlemeye göre, AYM’nin başkan ve on iki üyeden oluşan Genel Kurulu, yüce divan yargılamasını yapacak. Bu kararlara karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Bu inceleme üzerine verilecek karar kesin olacak.



Bu başvuru, kuşkusuz bilinen anlamda bir yasa yolu değildir. Aynı merciin kararını gözden geçirmesidir. Bir tür karar düzeltme yoludur. O kadar.



Hukuksal ve siyasal kamuoyunun, yüce divan yetkisinin Yargıtaya verilmesinde birleştiği bir dönemde bu düzenlemeyi başarılı bulmak olanaksızdır.



Eğer bu yargılama, aşağıdaki nedenlerle Yargıtaya verilseydi sorun kökten çözülürdü.



Birinci olarak, çağcıl suç (ceza) hukuku, Pufendorf, Bentham, Montesquieu, Portalis ve Binding’in geçen yüzyıllarda sandıkları gibi, öbür hukuk dallarının yaptırımcısı, jandarması ve ikincil bir hukuk dalı değil; hukuk kavramlarını kendi amacına göre tanımlayan özerk bir hukuk dalıdır. Bu nedenle suç hukukundaki kamu görevlisi kavramı idare hukukundaki kavramdan farklıdır ve bir suç hukuku kavramıdır (TCY, m. 6/1-c). Bunu da en iyi ceza yargıçları bilirler.



İkinci olarak, Yüce Divan olarak ceza yargılaması yapan AYM’nin, kamu görevlisi kavramını en iyi bilen uzman yargıçlardan oluştuğu görüşü, suç hukukunun sadece özerkliğine ve varlık nedenine değil, görevli suçlarındaki tarihsel evrime de terstir.



Üçüncü olarak, bütün Kara Avrupa’sı ve Latin Amerika’sı ilk mahkemeleri ve yargıtayları gibi, Türk mahkemeleri ve Yargıtayının ceza daireleri de 142 yıldır kamu görevlilerinin yargılamasıyla uğraşmaktadırlar. Bu dairelerin üyeleri, yıllarca bu tür yargılamalarla uğraşmış yargıç ve savcılardır. Sözgelimi, bunlardan 4. Ceza Dairesi, temyiz mercii ya da ilk mahkeme olarak her yıl ortalama yaklaşık bin davaya bakmaktadır. Yüce Divan olarak AYM’nin önüne gelen dava sayısı ise, kurulduğu tarihten bu yana yalnızca iki elin parmakları kadardır.



Dördüncü olarak, eğer, 142 yıldır yapılan bu yargılamaların, idari yargıçlara değil ceza yargıçlarına verilmesi hukuka aykırı ise, o zaman kurum olarak ilk mahkemelerle Yargıtayın bu konuda verdikleri kararların meşruluğunu yadsımak gerekir. Bu ise saçma bir çıkarsamadır.



Beşinci olarak, AYM başkan ve üyeleri, Yüce Divan yargılaması yaparken ve karar verirken kendi uzmanlık savlarını çürütme ve çelişkiye düşme pahasına, Yargıtayın görüşlerine göre hüküm kurduklarını sık sık vurgulamışlardır. Eğer bu gerçekse -ki öyledir- yetkinin bu görüşleri yaratan organa verilmesi, doğal olmanın da ötesinde zorunludur.



Altıncı olarak, yüce divan yetkisi, çeşitli ülkelerde değişik biçimlerde çözülmüştür. Ancak dikkati çeken ortak nokta şudur: Bu yetkinin AYM’lere verildiği ülkelerde, örneğin İtalya’da, Kore’de mahkemelerin yargıçlarının hepsi hukukçudur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de yüce divan görevi, hepsi hukukçu yargıçlardan oluşan Yüksek Mahkemeye verilmiştir. Belçika’da Yargıtaya verilmiştir. Bizde Yüce Divan yargılaması, ceza yargıçlığından gelmeyen kimselerle yapılabilmektedir. Bu ise, doğal yargıç ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.



Yedinci olarak, üyelerinin bugün hepsini seçen, yarın yarısından çoğunu seçecek olan Cumhurbaşkanının AYM’ce yargılanması, yargı bağımsızlığı ve yansızlığı ile bağdaşmamaktadır.



Sekizinci olarak, salt anayasaya uygunluk denetimi yaptığı için bir yargı organı olduğu bile yıllardan beri tartışılan bir mahkemeye, ceza yargılaması yetkisinin verilmesi âdil yargılanma ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.



Kanımca konu, kimin daha çok uzman olduğu gibi meşruluğu gündeme getiren ve yüksek yargı organlarını yıpratan bir bilgi yarışıyla değil, ilkelerden yola çıkan bilimsel düzlemde ele alınmalıdır.



Böyle yapıldığında yüce divan yetkisi ister istemez Yargıtaya verilecek; hem yargılananlar güvenceye kavuşacak, hem de yasa yolu sorunu kolaylıkla çözülecektir.



Esasen yeniden incelemenin aynı mercie verilmesi, yetersiz bir güvencedir.

Hiç yorum yok: