23 Mart 2010 Salı

Said-i Nursi ve Başbuğ Anayasası / Mehmet ALTAN

Said-i Nursi ve Başbuğ Anayasası Mehmet ALTAN mehmetaltan@stargazete.com RSS

Obama’nın 900 milyar dolarlık sağlık reformu tasarısını Meclis’ten geçirerek, tüm ABD vatandaşlarını sağlık güvencesine dâhil ettiği tarihsel reformu, daha doğrusu büyük devrimci adımı...

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin bizim MHP’nin muadili “Ulusal Cephe’ye” göz kırptığı için bölgesel meclis seçimlerinde ciddi bir yenilgiye uğraması...

Küresel piyasaların yüreğini ağzına getiren Yunanistan-AB ilişkilerine nihai yorumu yapacak olan bir kaç gün sonraki AB Liderler Zirvesi’ne yönelik beklentiler...

Hepsini not edip, geçiyorum.

İçerde, Ergenekon babındaki son gözaltı dalgası...

Acil sağlık dilediğimiz Galatasaray Kulübü’nün sakin ve nazik eski Başkanı Özhan Canaydın’a ait üzücü haberler...

Ve tüm gündemi bir bütün olarak kapatan Anayasa Değişim Paketi...

***

12 Eylül Rejimi’nin takım taklavatıyla sökülerek çöpe atılmasının peşindeki birisi olarak, sonda söyleyeceğimi, hemen ilk başta, üstelik de Deniz Baykal’ın iddiaları üzerinden söyleyeyim...

Bir an için şeytanın avukatlığını yaparak, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın iddia ettiği gibi bu değişim paketinin “gelecekte Yüce Divan’da yargılanmaktan korkan AK Parti yönetiminin bir oyunu” olduğunu kabul edelim...

Velev ki AK Parti kendi açısından siyasal bir avcılık yapsın...

Böyle önemli bir değişiklik karşısında bunun ne önemi olabilir?

12 Eylül Rejimi’ni delen bu radikal adıma karşı çıkmak ve AK Parti nefreti üzerinden “statükonun” savunuculuğunu yapmak ne kadar inandırıcı?

“Değişim” yanlısı olduğunu söyleyen birinin, bu değişime karşı çıkarak 12 Eylül Rejimi’ne “yandaş” olması kolayından izah edilebilir bir durum mu?

Tahminim o ki dünkü “Anayasa Değişim Paketi’ne” düşmanlık edenler, halk yığınlarına bunu anlatamayacaklar...

Çünkü “özünde” değişim üzerinden ilkeli bir siyasetten filan yana değiller, sadece iflah olmaz bir AK Parti hastalığından mustarip olanları kandırarak sistemin devamını sağlamak peşindeler.

***

Dün...

Turnusol kâğıdı gibi Ankara’nın topografyasını görüverdik...

“Statükocular” bir yanda, AK Parti’nin değişim önerisi diğer yanda...

Bu tasarıyı, 26 maddeyi deldirmeden Meclis’e sunmak, ardından da işin asıl sahibi olan halka bir an önce gitmekte fayda var...

Ankara’daki tutucular koalisyonuna, halk egemenliğinin gücünü bir kez daha gösterecek olan bir gelişmeden söz ediyorum...

***

İşin komiği...

12 Eylül Rejimi’ne bekçilik edenler ve AB standartlarından hareketle bir anayasal değişim paketini Meclis’e sunanlar, parlamentoda kendi meşreplerine göre saf tutarken...

Genelkurmay Başkanı Başbuğ da, parlamentoyu, hükümeti, yargıyı yok sayarak Anayasa ve yasaları fütursuzca çiğnemeye devam ediyor...

“Anayasa değişimini” siyasal menü haline getiren Ankara’da da hiç kimse bu “anayasal ihlale” dur demiyor... Askeri ve sivil savcılar da tavana bakıyor...

Demek ki “silahlı bürokrat” olunca, Anayasa’nın 138., Türk Ceza Kanunu’nun 215 ve 288., Askeri Ceza Kanunu’nun da 148. maddelerini çiğnemek bir sorun değil. Ankara’da “anayasal değişiklik” konuşan bir siyaset müessesi ile herkesin gözünün içine baka baka kendini mahkeme yerine koymaktan hiç mi hiç kaçınmadan döne döne anayasayı çiğneyen “devlet memuru” silahlı bir yüksek bürokrat...

Trajikomik bir durum...

***

Düşünün ki AK Parti Büyük Kongresi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adını “maneviyatçı” kimliği ile andığı ve en çok alkışı aldığı Said-i Nursi’nin 50. ölüm yıldönümü...

Said-i Nursi’nin 50. ölüm yıldönümünde mezarı belli değil.

Çünkü...

27 Mayıs 1960 hareketinden sonra cesedi askerî birliklerce Halilü’r-Rahman Camisi mezarlığından Isparta’ya götürülerek bilinmeyen bir yere gömülmüş.

Said-i Nursî’nin ölümünden bu yana elli yıl geçmiş, onu “mezarsız” bırakan 27 Mayıs’ın ise bir iki ay sonra ellinci yıldönümü...

Deli gömleğini giydiğimiz 12 Eylül Rejimi’nin de otuzuncu yılını sürmüyor muyuz?

Ne değişiyor, ne değişmiyor?

***

İnsanları mezarsız bırakacak bir zulüm anlayışın bölük bölük mağdur yarattığı, askeriyenin hukuka rahatça silah çektiği ve kısmi bir anayasa değişimine bile statükonun barikat kurduğu bir manzara...

Tümünün hakkından “referandum” gelir...

Çünkü bu doğrudan “halk iradesi” demek...

Hiç yorum yok: