7 Temmuz 2010 Çarşamba

İptal AYM'nin varlığını tartışmaya açar - Emekli Askeri Hakim Ümit Kardaş

İptal AYM'nin varlığını tartışmaya açar


Emekli Askeri Hakim Ümit Kardaş, Anayasa değişiklik paketinin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından görüşülmesinin Anayasa'nın açık ihlali olduğunu söyledi. Kardaş olası mahkeme kararı için de, "Hukuken yok olan bir düzenlemeyi kısmen dahi iptal ederlerse kendi meşruiyetlerini tartışmaya açarlar" dedi.

MURAT AKSOY / SÖYLEŞİ - YORUM

Bazı söyleşiler mesleki açıdan çıtayı bir anda çok yükseğe çıkarır ve onun altında kaldığınız hissedersiniz. Geçen hafta Maya Arakon'la yaptığımız söyleşinin sonuçları benim için öyle oldu. Bir anda çıta yükseldi ve onda sonra yapılacakların hepsi bir anda onun altında kalacak korkusu sardı içimi. Çünkü zor bir dönemden geçiyorduk. Her gün yeni bir krizimiz, her gün yeni bir tartışmamız oluyordu. Sözün değeri uçuyordu. Ne konuşsanız; o gün geride kalıyordu.

Emekli Askeri Hakim Ümit Kardaş'a giderken kafamda bunlar vardı. Anayasa Mahkemesi'nin şekil açısından incelemeye aldığı Anayasa değişiklik paketini konuşacaktık; konuştuk. Ama bir çok konuya girdik. Kardaş, anayasa paketi konusunda "bir musibetten bin hayır doğar" noktasında. "Eğer AYM paketi bir kısmını ya da tamamını iptal ederse, AK Parti'nin yapması gereken; halka yeni bir anayasa ile gitmesidir" diyor.

Anayasa değişiklik paketi AYM'de görüşülmeye başladı. Bu inceleme doğru mu?

AYM, daha önce verdiği 367 kararında çok açık bir norm düzenlemesi varken ve uygulamasında hiçbir sorun yokken adeta kendi bir norm ortaya koydu. Burada şu sorulmalı; AYM yeni bir norm koyabilir mi?

Koyabilir mi?

Buna hukuken verebileceğimiz cevap menfi olacaktır. Koyamaz, çünkü; AYM'nin böyle bir görev ve yetkisi yok. Yine Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerinin değişmesinde ne oldu, AYM Anayasa değişikliklerini şekil yönünden inceleme ile ilgili düzenlemesi varken; mahkeme arkadan dolanarak, değişikleri değiştirilemez maddelerle bağlantılı hale getirip, bir esas incelemesi yaptı.

Bu hukuka uygun mu?

Tabii ki hayır. Anayasa'da değişikliklerinin hangi açıdan inceleneceği ve şekil incelemesinin ne anlama geldiği açık net. Bu netlik varken ve buna Anayasa istisnai bir düzenleme getirmemişken; AYM'nin şekil incelemesinin dışına çıkması değiştirilemez ilkeler olsa dahi mümkün gözükmüyor. Çünkü AYM burada da adeta istisna normu koyuyor. Bu normu ihdas etme yetkisi yok.

AYM OLMAYAN ŞEYİ İNCELİYOR

Gelelim son Anayasa değişikliğine...

Bu Anayasa değişiklikleri normal bir kanun. Diyelim ki, bu değişiklikler 376'ın üzerinde oy alsaydı ne olacaktı? Değişiklikler, Cumhurbaşkanı'na gidecekti Resmi Gazete'de yayınlandıktan sonra da yürürlüğe girecekti. Hukuk âleminde varolan bir yasama işlemi ortaya çıkmış olacaktı. İtirazı olan 10 gün içinde AYM'ye şekil yönünden itiraz edebilirdi. Fakat karşı karşıya olduğumuz durumda farklı bir durum söz konusu. Evet orada bir değişiklik var ama bu hukuken henüz varlık kazanmamış. Yani hukuken yok.

AYM, olmayan bir değişikliği mi görüşüyor?

Evet aynen öyle. Referandumda evet çıkarsa hukuken varlık kazanacak. Diyelim AYM, hukuk dışına çıktı ve paketin bir kısmını reddetti, referandumda da halk reddetti. Ne olacak AYM'nin kararı. Olmayan bir şeyi iptal etmiş olacak. Hukuken ortada garabet var. AYM şu anda hukuk âleminde olmayan bir şeyi, üstelik Anayasa'yı ihlal ederek inceliyor. Tabii gariplik onunla sınırlı değil.

NEYİN YÜRÜRLÜĞÜ DURDURULACAK

Nasıl yani?

CHP'nin yaptığı itirazda yürürlükten durdurulması da talep edilmiştir. Ama ortada hukuk âleminde var olan ve yürürlükte olan bir şey yoktur ki? Açık olan bir şey var k, AYM yetki gaspında bulunuyor. Çünkü halkın iradesi ile oluşacak bir işleme daha hukuk âleminde var olmadan müdahale etmiş oluyor. Bu açıdan AYM'nin meşruiyetini tartışır hale getirebilecek bir şey bu. Ben bu aşamada AYM'nin karar verirken zorlanacağını düşünüyorum. Çünkü alacakları kararla kendi meşruiyetlerini de ciddi bir tartışmaya açmış olacaklar.

Pakette iki kritik madde var; AYM ve HSYK ile değişiklikler. Ne düşünüyorsunuz bunlarla ilgili?

Ben her kurumda yapılan değişiklikleri demokratikleşeme ve sivilleşme açısından önemli ve olumlu buluyorum. Mesela HSYK ile düzenleme mevcut sisteme göre daha olumlu. 21 üyeli daha geniş katılımlı, yüksek hâkimler dışındaki hâkimlerin de temsili olacak bence bu da çok önemli. Gayet demokratik. Özlük işleriyle ilgili kurumda temsilcilerinin olması çok doğal. Tek eleştiri Cumhurbaşkanı'nın yapacağı 4 atamayı keşke Meclis seçseydi.

HERKES İMTİYAZININ PEŞİNDE

Bu değişikliklere karşı neden bu kadar muhalefet yapılıyor?

Bu tartışma hukuki bir tartışma değil. Bu tartışma siyasi bir tartışma ve kavga. Türkiye'de militarist bürokratik bir rejim var. Bu rejimin yarattığı birtakım imtiyazlar, rantlar var. Ve bunları elinde tutanlar, bunları bırakmak istemiyorlar. Bunları sadece askeri ve sivil bürokrasi ile sınırlı olmadığını; siyasette de, yargı da, medyada, iş dünyasında olduğunu görüyoruz. Bunların demokratikleşme noktasında müthiş bir dirençleri var. Düşünün HSYK'da 5 üyeden birisiniz her şeye karar veriyorsunuz. Yargıtay'a Danıştay'a seçimler yapıyorsunuz, onlar sizi seçiyor falan. Bu her kurum için geçerli. Kimse sahip olduğu imtiyazı kaybetmek istemiyor. Cumhuriyet onu kuranlara, sahiplenenlere bir imtiyaz alanı yaratmıştır. Şu anda yargı ile tartışmaları hukuki metinlerle açıklamak, askerlerle ilgili tartışmayı askeri yasalara bakarak tartışmak saflık olur. Yaşanan tartışmaların hepsi siyasidir hukuki değil. Ve bu tartışma değişim ile statüko güçleri arasındadır. Bu açıdan kabul etmemiz gerekiyor ki, cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı dönemindeyiz.

Osman Can'ın yokluk önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Can'ın önerisi tartışılabilir bir öneri ve biraz sıkıntıları var.

Mesela...

AYM anayasal bir organ yanlış karar verdi yetki gaspında bulundu diyelim. Hükümet ya da parlamentonun bunu yok sayması da başka bir gayrimeşru davranış olur. Bu çok kaotik bir şey yaratabilir. Can'ın önerisi tartışılabilir ve tartışılmalı da. Ama benim başından beri farklı bir düşüm var.

ANAYASA VAADİYLE ERKEN SEÇİM

Nedir o?

Eğer AYM, pakette bazı maddeleri iptal ederse; bence iktidar partisinin derhal seçime gidip halkın iradesine başvurması gerekir. Tabii ki bunu yeni anayasa vaadiyle yapmalı. Ki son günlerde bunun gündemde olduğunu okuyoruz medyada. Şunu söyleyecek hükümet; "bakın gördünüz, kısmı değişikler yaptık, Anayasa'yı, yargıyı sivilleştirmeye çalıştık, ama olmadı. Bu yeni bir anayasa yapmak için size yani halka başvuruyoruz". Ki bence böyle bir ihtimal Türkiye'nin demokratikleşmesi için daha olumlu bir görev görecektir. Çünkü başta Kürt sorunu olmak üzere, Alevilerle, gayrimüslimlerle vs. ilgili pekçok sorunu çözebilirsiniz. Eğer AK Parti bunu yaparsa diğer partiler de bu sürece uyum sağlamak için adım atmak zorunda kalacaklardır. O açıdan ben AYM, değişiklerin bir kısmını iptal ederse daha hayırlı olabileceğini bile düşünüyorum. Çünkü belki bize tüm sorunları çözebileceğimiz bir anayasa yapma fırsatını verir.

İyi ki eğitim oranı düşük kalmış

Bu kadar sert bir tartışma olması ve değişimi AK Parti'nin tek başına taşıyor olması mı sorun?

Evet toplumun bir kesimde, özellikle okumuş, yazmışlar arasında AK Parti'ye karşı kuşku var. AK Parti iyi bir şey de yapsa, yapmasın yaklaşımı var. Ancak 8 yıldır iktidarda olan AK Parti bu kuşkuları yıkamadıysa ya bu algıları dönüştüremediyse burada da sorun var demektir. Bu noktada AK Parti kendi içine bakmak durumundadır. Kimi açıklamalar, yerel yönetimlerde bazı uygulamalar bu kuşkuları güçlendiriyor. Hükümetin yaptığı birçok önemli şeyi gölgeliyor. Tabii şu da var ki, konuştuğumuz gibi Türkiye bir değişim sürecinde ve değişimi taşıyan parti AK Parti. Bu noktada bir kutuplaşma hali ister istemez oluyor. Bakın AK Parti'nin de hakkını yememek lazım. Çünkü bu kesime düştü bu statükoyu sarsmak değiştirmek. Bir başka sorun şu ki, Türkiye'de Türkiye'nin demokrasi yelpazesi çok dar.

AK Parti nasıl giderebilir bu kuşkuları?

Bunun yolu kendini daha iyi anlatmaktan ve toplumu ikna etmekten geçiyor. Tabii bir yolu da farklı kesimlerden insanları partisinin içine alarak bunu başarabilir. Çünkü şu anda Türkiye'de demokratikleşmeyi kitle partisi olarak temsil eden tek parti AK Parti. Tüm Türkiye'de olan bir parti. Bunlar önemli. Ortak keseni demokrasi olan farklı kesimlerden daha çok insanı parti içine alarak daha geniş kitleyi ikna edebilir.

AK Parti'ye karşı kuşkuları olanlar eğitimli dediniz. Bu çelişki değil mi? Eğitimli olanların AK Parti'yi daha analiz etmesi gerekmez mi?

Cumhuriyetin en başarılı projelerinden birisidir eğitim. Eğitebildiklerini kendi düşüncesine göre en iyi şekilde formasyona sokmuştur. Yani tekçi düşünceye göre yetiştirmeyi başarmıştır. Burada ironik bir şey söyleyeyim; Türkiye'nin zaman zaman hayıflandığı eğitim alanındaki başarısızları şans olarak saymak lazım. Yani eğitim yüzdesinin düşüklüğü şanssızlık değil şans, okullaşma oranın düşük olması şansızlık değil şanstır.

Neden şans olsun ki?

Birçok kişinin okuyamaması belki de hayırlı olmuştur. Düşünün, daha yüksek sayıda insan bu eğitim sisteminden geçmiş olsaydı daha kötü olurdu. Herkes tek başına asker haline gelirdi belki de. O zaman Türkiye'nin değişmesi, demokratikleşmesi ve sivilleşmesi için daha uzun yıllar beklemek gerekecekti. Bugün CHP'nin tabanını oluşturanlar, çok övünülen iyi eğitim almış, dil bilen vs insanlar. Sizce bu tabloda bir terslik yok mu? Bu yüzden eğitim alanındaki başarısızlıklar bugün için şans. Dedim ya ironik ama gerçek bu.

Bu durumda özgürlükçü solcuların, demokratların AK Parti'ye yakın durması normalleşiyor sanki...

Evet. Abes durmuyor. Eğer böyle bir Türkiye okumanız varsa hangi partiye oy vereceksiniz? CHP'ye oy veremezsiniz, MHP'ye hiç veremezsiniz. Sizin istemlerini karşılayacak parti var mı? O da görünmüyor. Bu yüzden AK Parti'yi savunuyor görünmek zorunda kalıyorsunuz. Ama bu noktada şu çok önemli; AK Parti'nin hatalarında da onu eleştirmek. Galiba AK Parti'nin en çok buna ihtiyacı var. Ben de çok eleştirdim AK Parti'yi. Mesela bu çocuklarla ilgili kanunu getirdi 2006'da Terörle Mücadele Kanunu'nun içine soktu. Bunu herhalde askeri bürokrasi istedi, Cemil Çiçek de evet dedi. Şimdi içinden çıkamıyorsunuz. Neden yaptınız bunu? Eleştiririm. Demokratikleşme konusunda ise açılımlarını, politikalarını desteklerim. Bizim konumumuz böyle. Ama bu karşı tarafta böyle algılanmıyor; siz AK Parti'lisiniz, siz şucusunuz bucusunuz gibi şeyler. Anlamı olmayan yakıştırmalar.

AK PARTi'YE ADIM ATTIRILMIYOR

Artan terör ve şiddet nasıl dinecek?

Şiddet ve terörü arttıran iç ve dış dinamikleri olabilir. Ama önemli olan nokta şudur, siz içinizdeki sorunları çözeceksiniz ve başka ülkelerin eline koz vermeyeceksiniz. Siz çözemezseniz başkaları bunu kullanır. Terör meselesine Kürt sorununun çözümsüzlüğü çerçevesinde bakmak lazım. PKK bu süreçte legalize olmak istiyor. Öcalan belki kendi infaz koşullarının değişmesini, muhatap alınmasını istiyor. AK Parti'nin burada iki durumla karşı karşıya.

Nedir onlar?

Bir tarafta devlet ve statükonun bütün güçleri AK Parti'ye adım attırmıyor. Ya da attığı adımları her aşamada engellemeye çalışıyor. KCK operasyonları sanki biraz böyle, yurtdışından gelenlerin tutuklanması biraz böyle gibi. Bir taraftan da AK Parti oy kaygısı taşıyor.

Kimlerden oluşuyor AK Parti karşıtı koalisyon?

Tabii başta etkinliği azalsa da askeri bürokrasi var. Yargı bürokrasisi var. Siyasi olarak CHP ve MHP var. Tabii bir de medyanın, iş dünyasının bir bölümü bu statüko blokun içinde ve AK Parti'ye açık ve gizli karşılar. Bu açıdan AK Parti, Kürt sorununun çözümü konusunda sıkışmış durumda. Ama çözmekten başka bir seçeneği de yok. Daha doğrusu seçeneğimiz yok. Bu açıdan Türkiye'nin geniş anlamda genel bir demokratikleşmeye ihtiyacı var. Felsefeniz değişecek önce çünkü cumhuriyetin felsefesi belli. Tek dil, tek kültür, tek mezhep diyor. Tekçi felsefe bizi bu noktaya getirdi. Artık çoğulcu bir felsefe ile yeni bir inşa kaçınılmaz.

YENİ BİR CUMHURİYET ŞART

Yani yeni bir cumhuriyetten bahsediyorsunuz...

Evet. Bu yeni bir cumhuriyet demektir. Türkiye tekçi felsefeyle yönetilerek bir yere bundan sonra gidemez. Bu yüzden yeni bir toplumsal sözleşme kaçınılmaz. Bu yeni bir anayasadır.

Ne olmalı bu anayasada?

Demokratik ilkelere dayanan, özgürlükçü bir anayasa. Yeni anayasanın ilkeleri toplumun her kesimini temsil eden bir organ tarafından belirlenmeli, bireyler ve örgütler bu organa görüş ve taleplerini iletebilmelidir. Bu anayasada vatandaşlık tanımı yapmaya gerek yoktur. Ayrımcılık yasağı her yurttaş için hukuki güvence olmalıdır. Anayasada her türlü dil, kültür ve inancın ifadesinin ve kullanılmasının anayasal güvence altında olduğu belirtilerek çoğulculuk sağlanmalıdır. Bununla birlikte "Toplumsal Barışın Sağlanması Hakkında" bir kanun çıkartılarak çeşitli nedenlerle sınır dışındaki kamplara gitmek zorunda kalmış ve çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu insanlarınhiçbir koşul aranmadan ve herhangi bir adli soruşturmaya tabi kılınmadan gruplar halinde dönüşleri sağlanmalı, bu insanlara barınak ve iş sağlanarak uyumlarının sağlanması bakımından da psikolog ve sosyal hizmet uzmanı desteği verilmelidir. Aynı kanunda örgüt kadrosunda bulunup, örgüt üyesi olmaktan başka suçları bulunmayanların kendiliğinden teslim olmaları durumunda başkaca hiçbir koşul aranmadan haklarında örgüt üyeliği suçundan adli soruşturma yapılmayacağı belirtilerek, bu kişilerin de iş, barınak ve uyum programı imkanlarından yararlanmaları öngörülmelidir. Yine bu kanunda terörle mücadelede ölen askerlerin ailelerine ve yaralananlara tanınan maddi ve sosyal haklar genişletilmelidir. "Çoğulcu bir zihniyetle yeni bir başlangıç" önemli bir çıkış noktasıdır. Bu yeni başlangıca başta dindarlar olmak üzere, demokratlar, liberaller ve gerçek solcular ve milliyetçiler destek vermelidir.

Çok konuşuyor yeni birşey söylemiyor

Kılıçdaroğlu'nun parti başkanı olması arkasında rüzgâr estirtmesi ile yeni dönem CHP-MHP koalisyonu olabilir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu çok konuşuyor ama yeni bir şey söylemiyor. Kılıçdaroğlu'nu getirenler CHP-MHP koalisyon hedefleniyorlar ama olma ihtimali düşük. Türban meselesini çözeceğim dedi, aynı gün geri adım attı. Kürt meselesinde somut bir şey yok. Ne değişti geçmişten. Eğer CHP iktidarı hedefliyorsa, bugün söylemlerini demokratikleştirmeli ve sivilleştirmeli. Burada amaçlanan şu, Kemal Kılıçdaroğlu az şey söylesin, fazla da söz vermesin. Başarılı olsun sonra gitsin MHP ile birlikte statükoyu devam ettirsin. İstenen bu ama bu pek mümkün gözükmüyor. Şunu açıkça ifade edelim; Türkiye'de AK Parti'nin karşısında gerçek anlamda bir muhalefet yok.

Yani muhalefetsizlik...

Evet muhalefetsiz. Bu AK Parti'ye de haksızlık. Çünkü AK Parti'ye muhalefet siyaset yani uyguladığı politikalar üzerinden değil ideolojik olarak yapılıyor. Kılıçdaroğlu'nın şimdiye kadar gösterdiği performans siyasi bir alternatif olamayacağını göstermiştir. CHP'de yakınılan politikaları oluşturan kişiler duruyor. Mesela Önder Sav gibi. CHP içinde şiddetle değişim isteyen kesim yok. Onun için Türkiye'nin gerçek bir alternatif bir ihtiyacı var. Türkiye demokrasisinin gerçek ihtiyacı budur. Bunun olmaması sıkıntı yaratıyor ve vesayetin sürmesine neden oluyor. CHP vesayetin uzantısı bir parti olarak işlev görüyor. Ve CHP durdukça da alternatif bir sosyal parti olmayacak gibi...

Yani CHP marjinalleşmeden alternatif bir sol zor gözüküyor mu diyorsunuz?

Burada sorun şu; CHP marjinalleşirse mi sol ortaya çıkacak, yoksa bir sol ortaya çıkarsa mı CHP marjinalleşecek, meselesi de var. Yani şimdi biz CHP'nin marjinalleşmesini beklersek ne kadar bekleyeceğiz? Burada sorun CHP'nin o doldurduğu alanın nasıl boşaltılacağı. Çünkü CHP'nin evirilmesi biraz zor gözüküyor tarihsel olarak baktığınızda. Dönüşmüyorsa marjinalleşcek. Bu değişim süreci devam ederse bu çok uzak değil.

YAYIN TARİHİ: 05.07.2010

http://yenisafak.com.tr/Roportaj/?t=05.07.2010&i=266477

Hiç yorum yok: