5 Nisan 2010 Pazartesi

Hukuk yoluyla demokrasi için /yasemin ÇONĞAR

YA DA 23.03.2010
Yasemin Çongar
Hukuk yoluyla demokrasi için


Yazıyı Paylaş:













Biz bugüne kadar kendi anayasamızı hiç yapmadık.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın “nimetlerinden” biri de bu sanırım; bizi demokratik ülkelerin halklarının çoğundan ayıran bir özellik.

Çok partili düzene geçildikten sonra, tam teşekküllü iki darbe yaşadık ve artık iki mi, üç mü, dört mü kimin nasıl saydığına göre değişen bir dizi irili ufaklı askerî müdahale, muhtıra, post-modern darbe ve darbe denemesine tanık olduk.

Elli yıl önceki 27 Mayıs ve otuz yıl önceki 12 Eylül darbeleri ise aslında hiç bitmedi.

Zira kimileri, “getirdiği özgürlükler” nedeniyle göklere çıkarsa da, bu özgürlükleri hayata geçirebilecek demokratik kurumsal yapılanmayı imkânsız kılması itibarıyla “sürekli darbe” düzeninin başlangıcı saymamız gereken 1961 Anayasası, toplum adına tepeden inme bir kurallar bütünü getirmekle kalmadı, o kuralların uygulanmasını denetlemekle görevli yargı sistemi ile toplumun ilişkisini de büyük ölçüde kopardı.

“Beş kişinin aklının ve elinin ürünü” olan 1982 Anayasası ile, bu kopukluk tescillendi, kalıcılaştı, kemikleşti.

2010 Türkiye’sinde yaşayan bizler, 1960, 1971, 1980 müdahalelerinin “anayasal” kıldığı askerî vesayetin ve bu vesayeti içselleştirip kurumsallaştıran yüksek yargının sultasında, “sürekli darbe” ortamında soluk alıp veriyoruz.

AKP hükümetinin dün açıklanan 23+3 maddelik Anayasa değişikliği teklifi, işte bu ortama indirilmeye çalışılan “sivil” bir darbedir; demokratikleşme yönünde bence ürkek ve yetersiz ama yine de önemli ve desteklenmeyi hak eden bir adımdır.

Esasen, hükümetin Meclis’e ve gerekirse referanduma götürmeyi kararlaştırdığı paket, “hukuk yoluyla darbe” düzenine son verme adımı sayılabilir.

Paketteki birçok maddenin Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu’nun önerileriyle örtüşmesinin mantığı da burada belirginleşiyor. Zira, Venedik Komisyonu’nun tam adı, “Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu”dur ve bu kurulun bugüne dek Türkiye hakkında yaptığı eleştiri ve önerilerin kapsamı da bu ada uygundur.

AKP’nin gündeme getirdiği pakette, askerî mahkemelerin askerî disiplin suçlarına bakan organlar olmakla sınırlandırılmaması; Yargıtay ve Danıştay’a dokunulmaması; Yüksek Askerî Şûra’nın sadece ihraç kararlarının yargı denetimine açılması ve diğer icra hükümlerinin dokunulmazlığının korunması gibi çok temel eksiklikler var.

Bu eksiklikler, gündemdeki değişiklikten sonra bile, askerî vesayeti sürdüren ve Yüksek Yargı’nın o vesayetin taşıyıcısı, uygulayıcısı, garantörü gibi davranmasının önüne set çekmeyen bir hukuki çerçevenin devam edeceği anlamına geliyor.

Bu eksiklikler, toplumsal katılım kanallarının açık tutulması yoluyla ve parlamento eliyle, baştan sona yeni bir anayasa yapılmasının, bu ülkede demokratikleşmenin baş koşulu olmaya devam edeceğini hatırlatıyor.

Her şeye rağmen, AKP hükümetinin, Venedik Komisyonu’nun görüşlerini, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye’ye ilişkin İlerleme Raporları’ndaki eleştiri ve beklentileri hesaba katarak, demokratik ülkelerdeki uygulamayla büyük ölçüde uyumlu bir değişiklik paketi hazırlamış olması, bence küçümsenmemeli...

Değişikliklerin geneline baktığımızda, seçmen iradesine saygının ön planda olduğunu söyleyebiliriz.

Esasen, 1982 Anayasası’na indirilmesi planlanan bu “23 darbe” benim, sizin, hepimizin oylarının değerini arttıran, bizlerin seçtiği ve yine bizlerin sandıkta devirebileceği vekillerin yaptırım ve karar kuvvetini pekiştiren bir nitelik taşıyor.

Siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması bu açıdan çok önemli ama Meclis’in bu konuda tek yetkili kılınmaması nedeniyle de yetersiz bir değişiklik...

Ayrıca yeni pakette, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun “tanrısal” dokunulmazlığı nihayet kalkıyor; yapısı daha demokratik, çoğulcu ve temsili bir hal alırken, kararlarına etkin itiraz yolu açılıyor. Buna karşın, bu kurula Meclis’in de üye seçmesi yönündeki plandan geri adım atılması, hükümetin “ürkekliğinin” bir başka göstergesi.

Yine de, Anayasa Mahkemesi’nin yapısında öngörülen değişiklikle birleştiğinde, HSYK ile ilgili yeni düzenlemenin Yüksek Yargı’daki kast sistemini bitirmese bile, zayıflatacağını öngörebiliriz.

Son olarak, yeni değişikliğin “özel hayatın gizliliği” konusunda getirdiği ilave güvenceleri, “çocuk hakları”nı yeni bir hak kategorisi olarak Anayasa’ya dahil etmesini; memurlara toplu sözleşme hakkı getirmesini; bilgi edinme ve kamu denetçisine (ombudsman) başvurma hakkını da yine ilk kez anayasal bir hak olarak tarif etmesini ziyadesiyle önemli buluyorum.

AKP’nin hazırladığı paket, yetersiz ve gecikmiş de olsa, hepimizin değerinin daha fazla bilineceği, iradesinin daha etkin ve haklarının daha geniş olacağı bir hukuk düzeni öngörüyor bence.

Pakete muhalefet edenlerse, vatandaşın değerine, iradesine, haklarına da muhalifler aslında. “Hukuk yoluyla darbe” düzeninin devamını istiyorlar.

Hiç yorum yok: