9 Nisan 2010 Cuma

Prag'ı anlamayan Ergenekoncu Mehmet ALTAN

Prag’ı anlamayan Ergenekoncu

RSS

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”ni görüşmek üzere toplanan Anayasa Komisyonu...

Çukurca 20. Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı’na bağlı askeri birliğin, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Çukurca Hantepe üst bölgesinin doğusunda intikal halindeyken yitip giden yedi askerimizin, daha önceden araziye “ordu birlikleri” tarafından güvenlik amaçlı döşenen mayınların kurbanı olduğunun anlaşılması...

Dün sabah saatlerinde yaklaşık 150 sivil araçtan oluşan ve içinde mühimmat ve lojistik malzeme bulunduğu belirtilen Van’ın Erciş İlçesi istikametinden gelip Hakkâri yönüne giden konvoylar...

Amerika’da 12 Nisan’da yapılacak Nükleer Güvenlik Zirvesi öncesi, Ermenistan’la protokolleri imzalama atağı...

Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18.1, bir önceki aya göre yüzde 0.5 artan Sanayi Üretim Endeksi...

Kırgızistan’da muhalefet önderliğindeki halk ayaklanmasının, yönetimin devrilmesiyle sonuçlanması... Muhalefetin kontrolü ele geçirdiğini açıklayarak geçici hükümeti kurması... Devlet Başkanlığı Sarayı’nın yağmalanması...

Ve her şeyi unutturarak Messi kasırgası altında oynanmaya devam eden Şampiyonlar Ligi yarı final maçları...

Bunlar dünkü notlarımdaki günlük gelişmeler.

***

Ama hepsinin fevkindeki haber...

Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan geliyor...

Çünkü...

ABD ve Rusya’nın geçtiğimiz günlerde uzlaşıya vardıkları Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşması’nı Prag’da Amerikan Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev imzaladı.

Anlaşmayla iki ülke, stratejik nükleer silah başlıklarını üçte bir, nükleer başlık taşıyan füze, denizaltı ve bombardıman uçaklarının sayısını ise yüzde elliden fazla azaltmayı kabul etti.

START I Anlaşması’nın yerine yapılan anlaşma, her iki ülkenin yedi yıl içinde kıtalararası denizaltı ve ağır bombardıman uçaklarında kullanılan balistik füzelerini 700’e, savaş başlıklarını 1550’ye, konuşlandırılan ve konuşlandırılmayan kıtalararası balistik füze rampalarını 800’e düşürülmesini öngörüyor. Anlaşma, onaylanmasından sonra 10 yıl geçerli olacak.

İlk START anlaşması 1991’de imzalanmış ve süresi 2009 sonunda dolmuştu.

Çek Devlet Başkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törenle iki devlet başkanı tarafından imzalanan anlaşmanın yürürlüğe girmesi için, Rusya Parlamentosu ve ABD Senatosu tarafından onaylanması gerekiyor.

***

Bunu nasıl okumalı?

Bill Clinton’ın demokrat Amerika’sı bilgisayar teknolojilerinin egemen olduğu bir Amerika’ydı.

Sorunları demokratik kanallarda, insan haklarına saygı göstererek çözmeye çalışıyor; devletçi soygun sistemlerini piyasa ekonomilerine dönüştürerek yeryüzünü değiştirmeye uğraşıyordu.

Küreselleşmeyi, gelişmeyi ve yenileşmeyi hedefliyordu. Bill Clinton’ın döneminde bilgisayar teknolojileri tartışmasız üstünlüğünü ilan etmiş, bir önceki dönemin teknolojisi olan savunma teknolojisini yaya bırakmıştı.

Bush’un Amerika’sı ise silahçı ve petrolcülere yaslanmış Cumhuriyetçi bir Amerika’ydı.

Kendinden önceki on yılda tepetaklak giden silah harcamaları, trendi kendi lehine döndürmekle kalmadı, 11 Eylül sonrasında Nirvana’ya ulaştı.

Bu tarihe kadar, Lockheed Martin şirketi, sadece yirmi milyar dolar ile savunma sektörünün dünya birincisiydi.

Pentagon, 11 Eylül’ün hemen ertesinde, bu şirkete, çok işlevli savaş uçağı olan Joint Strike Fighter’ları üretmesi için iki yüz yirmi beş milyar dolarlık bir sipariş verdi.

Üstelik buna müttefik ülkelerden alınacak siparişler dâhil değildi. Böylece Amerika’daki dramın kazançlı çıkan ilk tarafı silah sektörü oldu.

Silahçıların hâkimiyetindeki bir dünya, kurşun atıldıkça para kazanır...

Bilgisayarcıların hâkimiyetindeki bir dünya, insanlar beyinsel olarak geliştikçe...

Dünkü imza dünyada yeniden “bilgisayarcıların” hâkimiyetini ilan eden tarihsel bir dönemecin havaii fişekleriydi...

***

Çeyrek asırdır sistemin nihai amacının “asker değil, tüccar devletler” olduğunu anlatmaya çalışıp duruyordum...

Bunu anlamayanların, başta gizli ve açık Ergenekoncular olmak üzere, hali ortada.

Şimdi Ergenekon’u, Balyoz’u, Kafes’i filan engellemeye çalışan, zoraki arızalar ile süreci nafile bir şekilde dinamitlemeye çalışanlar var ya...

Onlara yeniden bir kez daha dünkü Prag’daki gelişmeyi “derinden” kavramayı öneriyorum...

Çünkü... Dünyayı iyi okuyamayanın hali her yerde harap...


Hiç yorum yok: