9 Nisan 2010 Cuma

Zübeyir Aydar: ‘Ankara’da siyaset yapmak istiyorum’ / Neşe DÜZEL

PAZARTESİ KONUŞMALARI 06.04.2010
Neşe Düzel
Zübeyir Aydar: ‘Ankara’da siyaset yapmak istiyorum’

Yazıyı Paylaş:





“Biz Kürtler değiştik. Türkiye de değişsin. Ben kendi isteğimle mi ülkeden gittim? Bize, hukuk ve siyaset yolu açılsın. Kürtler serbestçe siyaset yaparsa çözüm olur.”

“Avrupa’dan gelecek grubu ben örgütledim. Köln’deki konsolosluğa gönderdik hepsini. Önce tamam deyip, çok iyi karşıladılar. Sonra biz, size belge vermiyoruz dediler.”

“Devletle oturup müzakere etmemiz lazım. Dünyada gelenektir. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. Kiminle çatışıyorsan, onunla pazarlık yaparsın.”

* * *

İKİNCİ BÖLÜM

On altı yıldır yurtdışında bulunan ve KCK’nın liderlerinden olan eski DEP milletvekili Zübeyir Aydar’la Brüksel’de yaptığımız konuşmanın birinci bölümünü dün yayımladık. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’la yaptığımız söyleşiyi kaldığımız yerden sürdürüyoruz.

* * *

NEŞE DÜZEL: Kürtlerin, hukuk ve siyaset yoluyla alamayacağı hangi hakları silahla alabileceğini düşünüyorsunuz?

ZÜBEYİR AYDAR: Hukuk ve siyasetle neyi alabiliyoruz ki... Şu anda bütün siyasetçiler içeride. Parti kapatılıyor. Hukuk ve siyaset yolu kapalı bize... Biz diyoruz ki, hukuk ve siyaset yolu açılsın. Dünya değişti. Biz değiştik. Türkiye de değişsin. Ben Ankara’dan Avrupa’ya kendi isteğimle mi geldim? Ben tekrar Ankara’da siyaset yapmak istiyorum. Bana o yol açılsın.


Değiştik dediniz. Nasıl değiştiniz?

O eski radikal sol söylemler değişti. Ayrılacağız söylemi değişti. Kürt-Türk birlikte demokratik yöntemlerle birarada yaşayalım. Bu konuda dünyayı örnek alalım. Bu ülkeyi parçalamak yerine büyütelim. Burayı demokratik, ekonomik ve kültürel olarak büyütelim. Dünyaya örnek bir ülke yapalım.


Silahlı mücadelenin, bir savaş galibiyetiyle bitebileceğini düşünüyor musunuz?

Şu anda ne Türkiye silahlı gücüyle bizi yok edebilir. Ne de biz Türkiye ordusunu bir yenilgiye uğratabiliriz. Bu durum böyle sürüp gidiyor. Biz, bu işi silahtan, siyasete dökelim diyoruz.


Silahlı mücadele ne zaman biter sizce?

Devletin tavrına bağlı bu. Devlet, “siyasi ve hukuki mücadele yolunu açıyorum” dediği zaman bu iş hallolur. Kürtler serbestçe siyaset yaparsa çözüm olur.


Silahlı mücadele Abdullah Öcalan’ın özgür kalmasını sağlar mı?

Hayır. Ama Kürtlerin tek taraflı silahı bırakması da kimseyi özgürleştirmez. Herkesi köleleştirir.



Silahı bırakmak, Türkiye’yi rahatlatıp ülkede siyasetin, hukukun ve özgürlüğün yolunu açmaz mı?

Hayır, açmaz. Açmıyor.



PKK hiç silah bırakmayı denedi mi?

Bunun denenecek bir yanı yok. Peki... PKK silahı bırakacak, elinde silah olan o kadar insanı nereye koyacak? Nerede barındıracak? Silahlı mücadelenin şartlarını devletin ortadan kaldırması lazım. Bu insanlar kendilerine siyaset yolu kapalı olduğu için bu duruma geldiler. Dağlarda bu kadar silahlı bir güç var. Buna bir çözüm yolu bulunmalı. “Gelin teslim olun2 demekle bu işler olmaz, sorun çözülmez.



Bu insanlara, ne denirse dağdan inerler?

Bizim devletle oturup müzakere etmemiz lazım. Bizler devletle oturup bu işi çözmeliyiz.



Devlet kiminle görüşmeli sizce?

Murat Karayılan geçen sene Hasan Cemal’le yaptığı röportajda söyledi. “Muhatap başkanımızdır. Eğer bunu kabul etmiyorsanız, muhatap olarak biz, kendimiz varız” dedi. “Bunu da kabul etmiyorsanız, seçilmiş Kürt siyasetçileri var. Onlarla görüşebilirsiniz. Bunu da kabul etmezseniz, o zaman Türkiye’de akil adamlar var” dedi. Onun için barış sürecinde muhataplık Öcalan ile olmazsa KCK yönetimi ile yapılacak. O da olmazsa halkın seçtiği insanlarla görüşülecek, o da olmazsa, âkil adamlar devreye girecek.



Bu öneriniz hâlâ geçerli mi?

Tabii ki geçerli. Bakın... Dünyada gelenek şudur. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. Kiminle çatışıyorsan, onunla pazarlık yaparsın. Şu anda Türkiye sorunu çözmek için kiminle konuşsa, o kişi gelip bize soracak.


Türkiye’de yeterli olmasa da demokratik hamleler yapılıyor. Bu hamlelerin Kürtlerin yaşamına yansımayacağını mı düşünüyorsunuz?

Bu mesele bir TV yayınıyla, bir iki kursla, eski Kürtçe yer isimlerinin kullanılmasıyla hallolacak bir mesele değil. Bu mesele, bir halkın var olup olmaması meselesidir. Kürtlerin tanınmasıdır. Kürtler kim? Bunları bir tarif etmek lazım. Biz bir halkız. Milletiz. Bizim de kendi haklarımızın olması lazım. Bizim de anadilde eğitim yapmamız, bir devlet dairesine gittiğimizde anadilimizi kullanmamız lazım.



Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması Kürt vatandaşlarımızı nasıl etkiler?

Olumlu etkiler. Biz Türkiye’nin gerçekten değişerek, demokratikleşerek AB üyesi olmasını istiyoruz. Avrupalıların imtiyazlı ortaklık gibi önerilerini de doğru bulmuyoruz. Biz, Türkiye gelişsin ve çağdaş dünyanın içinde yer alsın istiyoruz



Geçenlerde Murat Karayılan kendilerine karşı “terörist” suikastlar düzenlenebileceğini söyledi. Neden Kandil’den böyle bir açıklama yaptı sizce?

Türkiye, İsrail’in Hamas liderlerine yaptığı gibi bazı girişimlerde bulunmuştur. Bazı adamlar tayin etmiştir. Karayılan bunun için bu açıklamayı yapmıştır. Ama bilinmeli ki böyle bir şey, terörist harekettir. Siz İsrail’in yaptıklarını teröristlikle suçlayacaksınız ve sonra kendiniz aynı şeyi yapacaksınız. Ya da bu konuda arkadaşlara, Murat Karayılan’a farklı bilgiler gitmiştir.



Ne gibi?

Zira bir takım bilgiler yoksa böyle bir açıklama yapılmaz. Savunma Bakanı Robert Gates iki ay önce Türkiye’ye geldiğinde Ankara, Amerika’dan suikast yapabilen insansız hava araçları istedi. Şimdi arkadaşlara başka bilgiler de gitmiş olmalı. Tek başına araç alımı bu açıklamanın nedeni değildir.



Eğer anayasa referandumuna gidilirken silahlı çatışmalar artarsa, bu, demokrasinin gelişmesine mi yoksa gerilemesine mi yol açar?

Silahlı çatışma ortamlarında sertlik gelişir, demokrasi gelişmez. Ama bu, bizim kararımıza bağlı değildir. Çünkü mücadele yöntemini güçlü olan belirler. Güçlü olan devlettir. Son dönemde bölgenin her tarafını gene askerle doldurdular. Dağlara tepelere asker çıkarıyorlar. Operasyonlar yapıyorlar. Kanaatimizce, önümüzdeki günlerde ölüm haberleri çoğalacak. Şunu söyleyeyim. Mesele, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili değil. Tam da operasyonların en yoğun olduğu bir süreçte anayasayı değiştiriyorlar. Oysa devlet orada operasyon yapmazsa, çatışma olmaz.



Barış, hangi şartların gerçekleşmesiyle elde edilebilir?

Barışı sağlamanın yöntemi müzakeredir. Anadilde eğitim yapılmalı. Kürtçe, kamusal alanda, mahkemelerde, devlette kullanılmalı. Kürtlerin yoğun oldukları yerlerde iki dillilik sağlanmalı. Siyasetin önündeki tüm engeller kalkmalı. Demokratik katılım yasası çıkarılarak dağdakiler indirilmeli, cezaevindekiler serbest bırakılmalı. Ayrıca yerel yönetimlere özerklik tanınmalı. İnsanlar yerel meclislerini seçip kendi kendini yönetebilmeli.



Öcalan’ın Kürt açılımı için hazırladığı yol haritasında bunlar mı vardı?

Bunlar vardı. Abdullah Öcalan, planı cezaevi yönetimine sundu ama plan kamuoyuna açıklanmadı. 160 sayfalık bir plandı bu ve içinde yapılacaklarla ilgili belli takvimler vardı. Dört aşamalı bir süreç öneriyordu.



Dağdan inme kaçıncı aşamaydı?

Sanırım dağdan iniş ve özerk yönetim son aşamaydı, Kürtçe eğitim de ikinci aşamaydı. Birinci aşama güven arttırıcı önlemlerdi.



Demokratik özerklik istiyorsunuz. Demokratik özerklik dediğiniz tam olarak nedir?

Mesela İspanya’daki Katalonya, Bask gibi bir yapı kurulsun. Halk, yerel meclislerini seçsin, kendi kendini idare etsin. Yerel yönetimler, Ankara’ya savunma ve dış politika gibi konularda bağlı olsun. Merkez her şeyiyle yerele hâkim olmasın. Bizim önerimiz, Türkiye çapında sistemin böyle olması. Yani bu hak sadece Kürtlere verilmesin. Mesela İspanya kendi ülkesini 18 özerk bölgeye ayırdı. Bizimki de buna benzer bir yapı olabilir... İstanbul da kendi yöneticilerini seçsin..



Evet...

Trakya da seçsin. Türkiye, Kürtlere hak tanımamak için İstanbul’daki, Ege’deki, Trakya’daki Türkün de haklarını elinden alıyor. Onu da merkeze bağlıyor. Tekirdağ’ın bir köyündeki okulu da Ankara’ya bağlıyor. Her şeye merkez karar verecek diyor. Sırf Kürtler yararlanır diye yerel yönetimlerde reform yapılmıyor. Türkiye kendine hep Fransa’yı örnek alıyor ya.



Gene mi örnek alsın?

Bu konuda alsın. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Mitterrand, “Fransa kurulurken dağılmaması için üniter bir yapıya ihtiyaç vardı. Şimdi Fransa gelişirken, dağılmaması için yerel yönetimleri güçlendirmeye ihtiyacı var” diyor.



Kürtler savaşın ve çatışmaların devamını istiyor mu?

Hayır. Biz de istemiyoruz, örgüt de istemiyor, halk da istemiyor. Bu konuda netiz...



Kürt açılımıyla birlikte dağdan dönüşler başlamıştı, Avrupa’dan da ülkeye dönüşler bekleniyordu. Bu gelişme neden kesildi sizce?

Burada başkanımızın çağrısı vardı. “Kandil’den, Mahmur’dan, Avrupa’dan barış grupları gelsin” dedi. Bizim amacımız, samimi olduğumuzu göstermekti. Amacımız, “Eğer siz adım atarsanız sonuç böyle olur. İnsanlar dağda kalmaz. Silahını bırakır gelir” demekti. Türkiye kamuoyuna bir iyi niyet mesajı vermekti. Gelenler ellerine bir barış mektubu alıp geldiler. Herkes “yaşasın barış” diye bağırdı. Şimdi Habur’daki karşılama olayı...


Evet, kutlamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Eğer barışa birileri seviniyorsa buna kimse karışmamalı. Ben oraya adam öldürmeye gelmiyorum. Ben ülkeme geliyorum... Ben şahsen insanlar dönenleri karşılasın istiyordum. Teşvik de ediyorduk. Fakat böyle herkes gidecek diye bir beklentimiz de yoktu. Ama herkes gitti. Bu, barışa duyulan özlemdi.



Geri dönüşler neden kesildi?

Tayip Erdoğan “sil baştan yaparız” dedi. Avrupa’daki grubun örgütleyici komitesinin sözcülüğünü ben yapıyordum. Avrupa’daki grubu ben örgütledim. Hepsini Köln’deki konsolosluğa gönderdik. Önce “tamam” diyerek çok iyi karşıladılar. Sonra “biz size belge vermiyoruz” dediler.


Neden?

Çünkü hükümetin niyeti, “bunlar teslim oluyorlar” havasını yaratmaktı. “Bakın! Dağdakiler gelip teslim oluyor. Ovadan kimsenin dağa gitmesine gerek yok. Diğerleri de gelecekler” mesajını vermekti. Biz ise barışa geliyorduk, teslim olmaya değil. Geri dönüşler, teslim olma biçiminde yansıtıldığı zaman bu iş olmaz. Çünkü kimse teslim olmaya gelmez. Biz barışa geliriz ama teslim olmaya gelmeyiz. Kimse teslim olmaz... Ne var ki, teslim oluyorlar havası yaratıldı. Avrupa’dan gelecekler için “burası Habur değil. Kimse karşılayamaz...”



Güneydoğu’daki gösterilerin bir benzerinin İstanbul’da yapılması sizce barışa hizmet eder miydi?

Ama İstanbul’daki adam da aklı başındadır. Nasıl gösteri yapacağını bilir. Birilerini tahrik edecek biçimde yapmaz bu karşılamayı.



Büyük karşılamalar yapılmadan dönemez mi Avrupa’dakiler?

Dönebilirler... Bunlar tartışılabilir. Ama kimse teslim olmaya gelmez.



Türkiye dönebilmeniz ve siyasete girebilmeniz hangi şartlarda mümkün olacak sizce?

Ancak barış şartları olgunlaştığında dönmek mümkün olacak. Yoksa mevcut şartlarda dönmek, teslim olmak ve cezaevine girmektir. Devlet, bu halkın kimliğini ve değerlerini tanımalı. “Oturalım, konuşalım. Bütün silahları devreden çıkaralım” demeli devlet. Biz, bu ülkenin insanlarıyız. Bu sorunu silahla değil, siyasetle, diyalogla çözmek istiyoruz. Ama bu ülkede o kadar çok çifte standart var ki...



Ne gibi?

Başbakan Erdoğan Almanya’ya geliyor, Almanlara akıl veriyor. “Asimilasyon insanlık suçudur. Burada Türkleri asimile ediyorsunuz” diyor. Erdoğan kendi ülkesindeki asimilasyonu görmüyor. Eşi Emine Erdoğan’la birlikte Filistinli çocuklar için ağlıyor. Ama kendi ülkesindeki Kürt çocukları için ağlamıyor. Filistinli çocuklarla ilgili İsrail’i suçluyor, kendi ülkesinde 11 yaşındaki çocukları içeri alıp 20 yıl hapisle cezalandırmaya çalışıyor. Çifte standart bu. Filistinli çocuklar da zulüm görmesin, Kürt çocuklar da zulüm görmesin...

neseduzel@gmail.com



YARIN

KCK’nın önde gelen isimlerinden Kongra-Gel Başkanı eski DEP milletvekili Remzi Kartal bölgede artan gerilimi anlatıyor.


Hiç yorum yok: