15 Nisan 2010 Perşembe

Sedat Ergin / AB anayasa için mutabakat istiyor

Sedat Ergin
sergin1@hurriyet.com.tr




AB anayasa için mutabakat istiyor


AVRUPA Birliği'nin Türkiye'deki Anayasa değişikliği tartışmaları karşısında nasıl bir tutum takınacağı hükümetin TBMM'ye sunduğu teklifin dış desteği bakımından kritik bir önem taşıyor. AB, teklife nasıl bakıyor? Hükümetin istediği desteği veriyor mu?


Bu soruya yanıt için önce AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle'nin geçen salı günü yaptığı açıklamayı tahlil etmemiz gerekiyor. Füle'nin açıklaması, hem destek içeren, ancak bu desteği “geniş katılımlı diyalog” ve “mutabakat” koşullarına bağlayan dengeli bir ton taşıyor. Şöyle ki:

HEM DESTEK, HEM TALEP

* AB Komiseri, “kilit reformların yapılabilmesi için Anayasa değişikliğine ihtiyaç bulunduğunu” vurguladıktan sonra, “bu amacın toplumun ve siyasi yelpazenin büyük bir kesiminde kabul görmesinden” duyduğu “memnuniyeti” ifade ediyor. Bu ifadeyle, Anayasa değişikliği ihtiyacı konusunda toplumsal bir konsensüsün bulunduğu vurgulanmış oluyor.

* Füle, hükümetin sunduğu reform paketinin “komisyon birimleri tarafından ayrıntılı bir şekilde incelendiğini” belirtiyor. Bu çerçevede, Komisyon'un söz konusu ayrıntılı inceleme sonuçlanıncaya kadar paketin en azından bazı yönleri üzerindeki nihai tutumunu saklı tutmak istediğini varsayabiliriz.

* AB yetkilisi, “hükümetin Anayasa reformu konusundaki istekliliğini memnuniyetle karşılıyor” ve “İlk değerlendirmelerimize göre teklif edilen reformlar doğru yönü işaret etmektedir” diyor. Fule'nin bu sözleri, hükümet teklifinin doğrultusu itibarıyla Brüksel'de olumlu karşılandığı ve AB'den genel bir destek aldığını gösteriyor.

* “Bununla birlikte” diye yeni bir paragraf açıyor Füle ve ekliyor: “Söz konusu reformların ülkenin geleceği açısından taşıdığı temel önem dikkate alındığında, tüm siyasi partilerin ve sivil toplumun katılımıyla bir diyalog ve uzlaşma ruhu içinde mümkün olan en kapsamlı istişarelerin yürütülmesi de aynı derecede önem taşımaktadır. Böylelikle, her türlü görüş ve hassasiyet dile getirilebilir ve tüm Türkiye bu büyük çaplı reform için fazlasıyla ihtiyaç duyulan mutabakata katkıda bulunabilir.”

HÜKÜMETİN YÖNTEMİ BEKLENTİLERİ KARŞILAMIYOR

AB Komiseri'nin açıklamasındaki anahtar sözcükler şunlar: Doğru yön, diyalog, uzlaşma ruhu, kapsamlı istişareler ve mutabakat ihtiyacı...

Komisyon'un bu çizgisinin Avrupa Parlamentosu'ndaki havayı yansıttığı da söylenebilir. Hükümetin Anayasa değişikliğinde başvurduğu yönteme bakıldığında, AB'nin 30 Nisan tarihli açıklamasında ortaya koyduğu beklentilerin karşılanmakta olduğunu söyleyebilmek zor. Hükümet, teklifini 22 Mart Pazartesi tarihinde açıklamış, muhalefete aynı haftanın sonuna kadar süre vermiş, ardından metni 30 Mart tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunmuştur.

Yöntem itibarıyla Avrupa'da yerleşmiş olan ve AB'nin Türkiye'de de hayata geçirildiğini görmek istediği teamüllerin oldukça dışına çıkılan bir egzersizin yürütüldüğünü söylemek hata olmaz.

AB, bu noktada içeriğinden büyük ölçüde memnuniyet duysa da yöntem olarak sıcak bakmadığı bir süreçle karşı karşıya. Ayrıca, bunun arzuladığı gibi toplumsal mutabakata dayanan bir metin olmayacağını da görüyor. Bu durum AB'yi şimdiden ciddi bir açmazın içine sokmuş bulunuyor.

AB BU KEZ ZORLANACAK

Bu arada, AB'nin içeriğe ilişkin bazı sınırlı çekincelerin de olduğu anlaşılıyor. Türkiye-Avrupa Parlamentosu Karma Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre'nin Anayasa değişikliği konusunda “tüm tarafların önerilerinin göz önüne alınacağı geniş bir tartışma” çağrısında da bulunduğu 26 Mart tarihli açıklaması bu bakımdan önemli.

Flautre, bu açıklamada özellikle askeri yargının yetki alanının sınırlanmasından, Anayasa Mahkemesi için getirilen düzenlemeden duyduğu memnuniyeti ifade ediyor. Ancak Flautre, Adalet Bakanı ve Müsteşarı'nın HSYK'da üye olmasını “kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyeceği” gerekçesiyle açık bir dille eleştiriyor, hükümeti bu maddeyi çekmeye davet ediyor. Bu eleştiri, önceki yıllarda AB Komisyonu'nun ilerleme raporlarına da girmişti.

Sonuçta AB, 27 Nisan e-muhtırası ya da 2008'deki kapatma davası gibi konularda açıkça hükümetin yanında durduğu kategorik tutumlara kıyasla bu kez daha dengeli, nüanslı ve ucu açık bir pozisyona geçmiş bulunuyor.

AB Komisyonu, anayasa tartışmasının karmaşık dinamikleri karşısında Türkiye başlığında belki de ilk kez ciddi anlamda zorlanacağı bir sınavı göğüslemek durumunda.


Hiç yorum yok: