3 Eylül 2010 Cuma

Ahmet Altan - Siyasetin güzelliği

KUM SAATİ 26.08.2010


Ahmet Altan

Siyasetin güzelliği

Bana sorarsanız, son zamanlarda siyasetteki en önemli gelişmelerden biri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Doğu ve Güneydoğu illerine gitmesidir.

Türkiye’nin normalleşmesi ve barışı bulabilmesi için çok büyük bir adım bu.

Kılıçdaroğlu’nun oralara gitmesi, oradan da “oy” istediği anlamına geliyor.

Siyaset de zaten bu demek.

Ama AKP’den başka “Türkiye’nin bütününden oy isteyen” başka bir parti yoktu.

CHP ile MHP sadece batıdaki Türklerden, BDP de sadece Kürtlerden oy isteyen “bölgesel” partilerdi.

Eğer “bir kesimin, bir bölgenin” oyuna talipseniz, yalnızca o kesimin hoşuna gidecek sözler söyler, o kesimin içini soğutacak laflar eder, o kesimin beğeneceği politikalar izlersiniz.

“Diğer kesimlerin” talepleri, duyarlılıkları, sıkıntıları sizi ilgilendirmez.

Bütün ülkeyi kucaklayan büyük partilerin olduğu ülkelerde böyle “bölgesel” partiler bir sorun yaratmaz.

Ama ülkede “savaş” varsa, “birbirine kızan, duyguları çok farklı iki kesim” bulunuyorsa ve “iki taraftan” da oy isteyen yalnızca bir parti sahnedeyse “barış” şansı çok zayıflar.

İki taraftan da oy isteyen partinin “uzlaşma” arayışlarına, “bölgesel” partiler, “sadece kendi kesimlerinin” isteklerini ve duygularını dile getiren sert çıkışlarla engel olur.

Uzun zamandır biz bunu yaşıyoruz.

Eğer Kürtlerden ve Türklerden oy isteyen “ikinci” bir parti olsaydı, AKP’nin “Kürt açılımı” böyle cami avlusuna bırakılmış çocuk gibi sahipsiz kalmazdı, “diğer” parti de bu açılımı destekler ve bunu daha ileriye götürmeye uğraşırdı.

Bildiğiniz gibi öyle olmadı.

CHP ve MHP, bu girişimi “Türklere ihanet” olarak değerlendirdi, eski adı DTP olan BDP de “bunun Kürtleri kandırmak için yapılmış yetersiz bir hamle” olduğunu söyledi.

Aynı anda bütün kesimlerin oylarını kaybedeceğinden korkan AKP de duruverdi.

Şimdi Kılıçdaroğlu, Türklerle birlikte Kürtlerin de oyuna talip olduğunda siyasetin görüntüsü değişir.

CHP, Kürtlerin varlığını, isteklerini, dertlerini gündemine almak zorunda kalır.

Bunlara çözüm bulmak için uğraşır, yeni öneriler getirir.

Türk seçmenlerine de “barışın önemini”, barışın hayatlarına neler katacağını anlatır.

Zaten Kılıçdaroğlu, Doğu’ya giderken konuşma biçimi de değişiyor.

Hürriyet gazetesinden Fatih Çekirge’ye verdiği cevap da bunu gösteriyor zaten.

Çekirge soruyor:

“Başbakan ‘devletin bazı organları PKK unsurlarıyla temas edebilir,’ dedi. Siz ne diyorsunuz?”

Kılıçdaroğlu cevap veriyor:

“Devlet bu tür temaslar yapabilir. Eğer bu temasların terörü bitirme ihtimali varsa elbette olabilir.”

Kılıçdaroğlu, “ama bunu iktidarda kalmanın bir yolu olarak ve referandumda evet oyu alabilmek için kullanmak büyük hatadır” dedikten sonra sözünü şöyle bitiriyor:

“Öcalan’la MİT’in, Adalet Bakanlığı’nın görüştüklerini biliyoruz. Bunda bir şey yok.”

Şimdi burada iki önemli laf söylüyor Kılıçdaroğlu, birincisi “terörü bitirmek” adını verdiği “barış” için PKK ve Apo ile görüşülmesine karşı çıkmadığını belirtmesi.

İkincisi ise, bu görüşmelerin, “iktidarda kalmanın ve referandumda evet oyu almanın bir yolu olarak kullanılmaması gerektiğini” söylemesi, bu sözleri de, bu “görüşmelerin siyasette oy getireceğine” inandığını gösteriyor.

Barış için yapılacak görüşmelere izin vermenin “yararlı olduğuna ve bu girişimin oy getireceğine” inanan bir siyasetçi, bu görüşmeleri ve barış arayışlarını destekler.

Kullanmaktan çok korktuğu “Kürt” kelimesini de rahatlıkla telaffuz etmeye alışır yakında Kılıçdaroğlu.

Bu ülkede Türklerle Kürtlerin birlikte yaşadığını kabullenir ve onların “ortak” çıkarlarını bulmak için çabalar, bu ortak çıkarın barışta yattığını anlar ve oylarını “barış” yoluyla arttırmak için düzenler politikasını.

Kılıçdaroğlu, daha önce de yaptığı gibi, bugün söylediği sözlerden yarın Ankara’ya dönünce vazgeçebilir, bu önemli değil, önemli olan Kılıçdaroğlu’nun, partisinin Kürtlerin de oylarına ihtiyacı olduğunu fark etmesi, gerçeği görmesi.

CHP, hayatın gerçeklerine ayak uydurmaya çabalıyor bence.

Bunlar, yürümeyi yeniden öğrenmeye uğraşan bir adamın biraz korkak ve sarsak ilk adımları ama yakında CHP yürümeyi öğrenir.

Ve, CHP yürürse, Türkiye koşar.

ahmetaltan111@gmail.com

Hiç yorum yok: