30 Kasım 2010 Salı

Murat Belge - Halk Partisi

TÜRKİYE'NİN HALLERİ 05.11.2010




Halk Partililer birbirlerine girdiler. Daha da girecekleri, bu olayın kolay kolay durulmayacağı belli oluyor.

Bu öyle beklenmedik bir şey değildi. Partinin kendi iç gelişmelerinin çizgisine bakınca, Deniz Baykal’ın başına gelenlerden sonra yeni yeni sarsıntıların geleceğini tahmin etmek pek güç sayılmazdı. Kaldı ki bu “iç” gelişmeler Türkiye’de gerçekleşen bazı yapısal değişimlerin bu partiye yansımasının sonucuydu. Dolayısıyla arkasının gelmesi normaldi.

Ama, siyaset hayatında bir şeyler olacağını tahmin eder, beklersiniz. Beklersiniz de, o şeylerin nasıl biçim alacağını, hangi zamanda, nasıl patlak vereceğini bilemezsiniz. Bu da öyle oldu. Kısa bir süre sonra birbirlerini tasfiye etmek üzere harekete geçecek taraflar bir gün önce “aramızda hiçbir ayrılık yoktur” diye demeç veriyorlardı. Bu da hep böyle olur. Onun için de politikacının hiçbir sözüne güvenmemek ve inanmamak, herkesin çok da düşünmeden benimsediği bir kural haline gelir.

Şimdi, iki cephenin belirlendiğini, biçimlendiğini görüyoruz. Bu konum seçmelerde herhalde önemli bir değişiklik olmaz. Kılıçdaroğlu’nun yanında, örgüt içinden ve çalışmasından gelen Gürsel Tekin görünüyor. Onun açıkladığı listede adı geçmeyenler, herhalde Önder Sav safında olacaktır. Onur Öymen ve ilâh...

AKP’ye karşı muhalefet edenler ve bazıları sırf bu nedenle ve CHP’yi muhalefet edenler arasında en şanslı gördükleri için onu destekleyenler Baykal’ın uzaklaşmasına üzülmemiş, Kılıçdaroğlu’nun gelmesine sevinmişlerdi. Bunu açıklayacak neden olarak, Baykal’ın denenmiş olmasından başka bir şey göremiyorum. Bu desteğin sürdüğünü ve daha bir süre devam edeceğini de tahmin ediyorum (Kılıçdaroğlu da denenip “bununla da olmuyor” deninceye kadar). Parti içindeki durumu tam bilemiyorum. Orada da Kılıçdaroğlu ile hamle yapmayı umanlar muhtemelen çoğunluktadır, ama bunca yıl partiyi avucunun içinde tutmuş Önder Sav’ın kurduğu şebekeyi de yabana atmamak gerekir herhalde.

Bu iki ekibe baktığım zaman, Önder Sav’ın yanında toplananların Türkiye’de daha sağlam bir yeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü daha ilk günün söz düellolarında da belli olduğu gibi onlar muhafazakâr CHP’li. Atatürkçü, laik vb. Bildiğimiz bütün özellikler orada. Bunun “sağlam bir yeri” var derken, seçim kazanacaklarını falan elbette düşünmüyorum; öyle bir ihtimal sözkonusu değil. Ama burası Türkiye burada elbette böyle bir Kemalist odak olacak.

Kılıçdaroğlu’nun neyi temsil ettiğini, edebileceğini bilemiyorum. “Ilımlı Kemalizm” mi? Ama memlekette bunun ılımlısına ihtiyaç yok. Kılıçdaroğlu’nun “sol” bir çizgi tutturması da sözkonusu değil (Genel Sekreteri Süheyl Batum olan bir “sol parti”)! Öyleyse ne? Neyi temsil edecek?

Ola ki, sahici bir solun oluşmasını önlemek bu memlekette hâlâ bir ihtiyaçtır ve bu işlevi yerine getirmek hayırlı bir “vatan vazifesi” olarak görülmektedir. O zaman Kılıçdaroğlu’na bir misyon bulmuş oluruz.

Başta dediğim gibi, CHP’de olanlar, Türkiye’de olanlardan bağımsız şeyler değil. “Kişisel” çekişmeler falan da değil. Bunlar aslında bu toplumda Kemalizm’in geldiği yerin ortaya çıkardığı sancılar.

Daha önce de yazmıştım: 2002’de AKP iktidara gelince Deniz Baykal yeni bir 28 Şubat’a doğru gittiğimizi tahmin etti ve buna göre bir hesap yaptı. Kılıçdaroğlu 53 yıldır CHP’nin iktidar olamadığını söylüyor. Bunu tabii Deniz Baykal da bilir. Ama Türkiye’de “iktidar olmak” ille de seçmen ve seçim yoluyla olmak zorunda değil. Yeni bir “kol bükme” operasyonuyla AKP iktidardan indirilince, CHP’ye de yol açılırdı.

Ama olmadı. Deniz Baykal’ın bel bağladıkları onun beklediği şeyi yapmadılar ya da yapamadılar.

Üstelik, duruma bakınca, o “şey”in bundan böyle kolay kolay yapılamayacağı da görülüyor. CHP de, başkaları da, “iktidar” olacaklarsa, seçim kazanmak zorundalar.

Kılıçdaroğlu’nu partinin genel başkanlığına getiren rüzgâr, bu zorunluğun estirdiği rüzgârdı. CHP şimdi bu yol ayrımında. “Seçim kazanmak” gibi bir derdi varsa, kitlelerin gözünde kendisini sevimsizleştiren politikasını terketmesi gerekiyor. Ama bunları terketmek de öteki kesime zor geliyor. Seçim kazanılmayıversin, Atatürk ilkelerinin bekçiliğini yapmaktan daha mı önemli?

Önder Sav’ın “yeni” kelimesini kullandığı için Kılıçdaroğlu’na ne kadar kızdığı, ama bunu aynı zamanda, başlayan mücadelede koz olarak kullanmaya hazırlandığı görülüyor. O da bir başkalarına teminat veriyor, “Korkmayın, biz değişmeyiz. Türbana göz yummayız, resepsiyona gitmez, Anayasa Mahkemesi’ne gideriz” diyor.

Bakalım bu çalkantı içinde Deniz Baykal ne yapacak? “Partinin bana ihtiyacı var” demesinin zamanı yaklaşıyor gibi.

Hiç yorum yok: