19 Ocak 2011 Çarşamba

Mehmet ALTAN - Heykeller sevişir mi?

“Türkiye’deki ‘heykel düşmanlığı’ da askeri darbeler gibi on yılda bir depreşiyor. 1973 yılında Ecevit-Erbakan koalisyonunun gürültü çıkaran icraatlarından biri de Gürdal Duyar’ın Karaköy’deki...
...‘Güzel İstanbul’ heykelinin ‘müstehcen’ olduğu savıyla kaldırılmasıydı. Heykele aklını taktıran, tabii ki koalisyonun MSP kanadıydı...
***
İnanç otoritesinin siyasetçi bezirgânları sanatla uğraşır da kışla uğraşmaz mı? Tabii uğraşır... ‘Şeriatçılığa’ karşı ‘laikliği’ savunan askeri zihniyet, demokrasinin çanına ot tıkayarak 12 Eylül Askeri Darbesi’yle ‘iktidarını’ perçinledi. Heykellerle uğraşmak için sıra darbecilere gelmişti... ‘Sanat yapıtları aracılığıyla komünizm propagandası yapıldığı’ gerekçesiyle militer faşizm, Ankara’da büyük bir ‘kıyım’ gerçekleştirdi. Tablolar parçalandı, duvar resimleri sildirildi, heykeller depolara ve uçurumlara atıldı. Din üstünlüğünü vurgulayanlar gibi ırk üstünlüğüne bel bağlayanlar da aynı pistte yarışmaktaydı... İkisi de ‘insana’ ve ‘evrenselliğe’ hiçbir zaman sevecen yaklaşmadığı için, insanlığın sanatsal ve estetik birikimlerine de düşmandılar... Birincisi müstehcenliği, ikincisi politikayı bahane etmekteydi...
***
‘Cami’ ile ‘kışla’ arasında sıkışmış bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın ıstırabını, heykel konusunda şimdi yeniden duyuyoruz... ‘Din taassubu’ ile ‘militer tahakküm’ yakamızı hiç bırakmadı... Şimdi, ‘heykel düşmanlığının’ yaşamımızdaki üçüncü evresini yaşamaktayız... Bu kez de Ankara kentinin yerel iktidarının başındaki politikacı, Azade Köker’in ‘Tutku’ ve Mehmet Aksoy’un ‘Periler Ülkesi’ adlı heykellerine düşman kesilmiş... Mehmet Aksoy’un yapıtındaki ‘insanlarının’ orgazm halinde olduğunu söyleyerek, ‘ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar. Ben, böyle sanatın içine tükürürüm’ demiş... 70 yıllık cumhuriyetin günümüzde Ankara’yı emanet ettiği politikacı kuşağı, ‘fuhuş’ ile ‘sanatsal erotizm’ arasında ayrım yapamayacak durumda... Aralarında uçurumlar bulunan kavramları tefrik edemeyince, kullanılan sözcükler arasında da ‘incelikler’ aramamak gerek. ‘Ağza tükürmek’, ‘fuhuş’ ile ‘sanatsal erotizm’ arasında ayrım yapamayan bir anlayışın doğal ifadesi...
***
Kenan Evren de gezdiği bir sergide, bir resmi, aynı gerekçeyle ‘müstehcen’ bulmuştu. İslam dinini kendi politik serüvenlerine alet edenlerle, askeri darbecilerin aynı konularda buluşmaları, Türkiye’de bitmek bilmeyen heykel düşmanlığı kadar ilginç...
***
Cami ile kışlanın on yılda bir kendilerine daha rahat yerleşecekleri bir iktidar bulduklarında, ilk iş olarak ‘heykel düşmanlığı’ yapmaları, Türkiye’nin tüm talihsizliğini de anlatmakta... İnsanoğlunu ‘dinine’ ya da ‘ırkına’ göre yüceltme, ‘Müslüman’ veya ‘Türk’ olanın diğerlerinden daha doğuştan üstün olduğu iddiası ve propagandası bizi evrensel akıldan da estetikten de koparıyor. Heykel, milattan önce 3500 yılından beri var. Üstelik bu sanat dalının Batı’da ortaya çıktığı yer Akdeniz... Biz şimdi, 1994 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, insanlık tarihindeki heykel birikimini, üstelik yurdumuzun bir parçası olduğu Akdenizliliği, yerel iktidar eliyle inkâr etme cesaretini gösteriyoruz. Çünkü yetmiş yıllık Cumhuriyetimizin, ‘Talim Terbiyesi’ de aynı mantıkla eğitim yapıyor. Çocuklarımızı, dünyanın bugün geldiği ‘bilgi çağına’ ve ‘rekabete’ göre değil, ‘Müslümanlık’ ile ‘Türklüğün’ diğer insanlara karşı daha doğuştan bir üstünlük sağladığını öğreterek büyütüyor. İnsanlık kavramını, hümanizmayı, Akdeniz’i anlatmıyor...
***
Onlara sanat kültürünü aşılamıyor... İnsanın duygu ve düşüncelerini saydam ve açık bir hale getirdikçe güzelleşeceğini anlatan çağdaş bir ahlak üretemiyor... Yaşamın parçası olan çıplaklığın da, aşkın da, cinselliğin de sanatın parçası olduğunu öğretmiyor... İnsan sevişiyorsa, heykellerin de sevişebileceğini anlatmıyor. Bunlardan nasibini almamış bir toplum olarak, İslam’ı kendine kalkan eden politikacılarla askeri darbeler arasında çalkalanarak ‘heykel düşmanlığının’ kültürünü üretiyoruz... İnsanlığın, beş bin yıldır biriktirdiği estetik anlayışına, bizim de katkımız, ‘heykel düşmanlığı’ oluyor.”
***
Yukarıdaki yazıyı 1994 yılında yazmıştım...
Sonra o heykelin 2005 yılında mahkeme kararı ile yerine konması benim “Heykeller Sevişir mi?” adlı kitabımın yayınlanmasıyla çakışınca o yazıyı yeniden anımsamıştım.
“Acaba bu ülkede herkes mi Kemalist” diye düşündürten dizi tartışmaları hararetle sürerken dün yeni bir heykel polemiği gündemde hem de çok büyümeye aday bir şekilde yer tuttu.
***
17 yıl önceki yazıyı dünkü gündem nedeniyle yeniden yayınlarken...
Siyaset ve siyasetçinin “sanata ve sanatçıya” müdahale etmekten vazgeçtiği bir Türkiye’yi göremeden öleceğimizi düşündüm...

Hiç yorum yok: